ÇIPLAK BEBEK VE DUYGUSAL YOKSUNLUK

Kızım ilk bebeği olduğundan beri bebek edinir edinmez kıyafetlerini çıkarıp çıplak oynamayı tercih ediyordu. Hiç kıyafetli bebeği kalmamıştı. Tüm bebekler hep çıplaktı. Ta ki geçen haftalara kadar. Bir gün beni yanına çağırdı beraber oynayalım dedi. Ben de çok anlamıyorum bebeklerle oynamaktan zira pek bebeğim olmadı küçükken. O sırada düşündüm durdum. Neden bu kız hep bebekleri soyup oynuyor diye. Uzun uzun baktım çıplak bebeklere ve bir anımı hatırladım. 7 yaşımdaydım, ilkokula yeni başlamıştım. Bebeğim yoktu ve bir gün öğretmen evdeki oyuncakları getirmemizi istemişti. O gün ve sonraki gün babamdan utana sıkıla bana bebek almasını istemiştim de almamıştı. Ben de komşumuzun çıplak, kolları bacakları ipte tutturulmuş bebeğini gocuğumun altına saklayarak götürmek zorunda kalmıştım. Sınıfa girer girmez sıranın altına sakladım bebeği. Öğretmen oyuncaklarınızı çıkarın dediğinde bir süre çıkaramadım. Herkesin son model oyuncak arabaları, süslü püslü bebekleri vardı, onları gördükçe daha da utandım. Öğretmen üzerime geldi hadi çıkar bebeğini dedi. Yüzüm kıpkırmızı kesilmişti, utançla sıranın altından çıplak bebeği çıkarıp sıranın üzerine koyduğumda herkes gülmeye başladı. Yer yarılsaydı da içine girseydim dediğim andı o an. Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyorum, o güne dair başka bir şey hatırlamıyorum. Bir iki gün sonra babam bir bebekle geldi eve ama artık her şey için çok geçti. Ben bu anıyı hatırladıktan sonra kızıma tüm ayrıntılarıyla bu şekilde anlattım. Artık bebekleri çıplak etmene gerek yok, o benim hikayem. Senin bebeklerin kıyafetli olabilir. Beni iyileştirmene gerek yok dedim. Ve o günden sonra kızım bulduğu her elbiseyi bebeklerine giydirmeye başladı. Şimdi artık elbise bulamadığı bebeklerle oynamıyor ve dışarı çıkarmıyor. 

Çocuklardaki sorunlarda ebeveynin travmasının etkisi olduğuna dair bir tez yazmış biri olarak bunu çözmem zor olmamıştı. Ancak hepinizin de bildiği gibi 0-7 yaşta maddi ve manevi olarak ebeveynler tarafından beslenmek çok önemli. Peki bu olmadığında ne oluyor. Yokluğa, yoksunluğa ve yok olmaya programlanabiliyoruz. Kendi hayatımdan örnek verecek olursam -ki Terapi Günlükleri’ni okuyanlar bilir- hem duygusal hem maddi açıdan beslenemediğim bir evde büyüdüm. Daha küçücük yaşta annemin yaralarını sarmakla meşguldüm. Şimdi de başka insanların yaralarını iyileştirmeye çalışıyorum, mekanizma aynı yani değişmiyor. Zamanla büyüdüm, anne oldum, hikayeyi bilenler bilir. İşte o zaman esas yoksunluk başladı ve kendimi yok etmeye başladım. Daha sonrasını bilirsiniz terapiler, destekler vs. Ama dostlar gelin görün ki enteresan bir şekilde o yoksunluk ve yokluk duygusu belirli bir süre ile kendini tekrar ediyor. Bu sanırım çoğumuz için böyle. Hah çözdüm tamam düzeldi derken, hayat başka bir yerden patlak verebiliyor. 

Sosyal medyamı takip edenler bilir. Ay burcum yay da ondan mıdır, yükselenim oğlak da ondan mıdır bilmem böyle direkt yazıp çizebiliyorum. Bazen insanlar ne anlar acaba düşünemeyebiliyorum. Dün de böyle bir paylaşım yaptım ancak çok da anlaşılmadığı için paylaşımımı kaldırdım. Dünden beri düşünüyorum, paylaşımı yok etmek ne demek. İnsanlar yanlış anlamasın, başka yorumlar çıkmasın, insanların zihninde başka bir şey oluşmasın diye paylaşımı yok etmek nedir. Bunu daha önce de yaptım. Bazıları eleştirilerden korktuğum için bunu yaptığımı söylese de ben çok daha ince bir çizgiden dolayı kaldırıyorum paylaşımları ve sonrasında blogumda açıklayıcı bir yazı yazıyorum. Biliyorsunuz ki sosyal medya sayesinde de besleniyoruz biz. Gerek maddi gerek duygusal olarak. Hani kendini bir anda sabote eden, bir paylaşımla yerle bir olan sosyal medya fenomenleri var bilirsiniz. Hep bu durumun üzerine analiz yapmaya çalışmışımdır. Ve sanırım sorunun cevabını bulmuş bulunuyorum. Duygusal yoksunluk efendim. Adı duygusal yoksunluk. 

Benim gibi sürekli kendini dönüştüren biri bile bu sabotaja girebiliyor zira o yoksunluk tüm çocukluğu öyle bir kaplamış ki… Bir hayalet, bir halüsinasyon gibi kendini pat diye arada çıkarıp hatırlatıyor. Bazı danışanlarım ilişkileri hakkında konuşurken anlatırlar, her şey iyi gidiyordu birden yok oldu, birden bitti diye. Hah işte bu tam da çocukluk paternimiz. Ebeveynlerimiz tarafından istikrarlı bir şekilde beslenmedik. İstikrarlı bir şekilde maddi ve manevi alamadık bu nedenle şimdi yetişkin yaşamımızda da bir şeyler ilerlerken kopuşlar, bitişler yaşıyoruz. Yani bu bir tekrar. 

Şimdiler de bu sefer çok daha ciddi olarak yurtdışında doktora için görüşmeler yapıyorum. Dün Zürih Üniversitesi’nden bir araştırma görevlisi ile görüştüm. Aylardır rüyamda İsviçre’ye taşındığımı görüyordum ve bu rüyayı gördüğüm bir günün sabahı tesadüfen komşumla karşılaştım. Doktoradan yurtdışından bahsedince bana daha ben söylemeden İsviçre’de doktora yapan tanıdıkları olduğunu eğer istersem yardımcı olabileceklerini söyledi. Ben de kabul ettim elbette. Görüşme güzel geçti, benim çalıştığım alanda doktora yapmak kolay değil. Şimdi bir hoca arayışındayım, birlikte çalışmayı kabul edecek. Neden İsviçre diye sorarsanız, doğum haritalarımızı karşılaştığımda şu çıktı ağzımdan, İsviçre erkek olsaymış mükemmel bir çift olurmuşuz. Ülkelerin de haritaları var elbette, bu nedenle bir yere gitmeden haritalara bakmak gerek. Ben daha önce de gidip çok sevdiğim için orada doktora yapmak benim için iyi olacak. Gelin görün ki bu yurtdışı fikrinin altında da işte tam da bu duygusal yoksunluk çıkıyor. İnsanın doğduğu ülke annesi ve babasıdır. Ve siz onlarla bağ kuramadığınızda gözünüz hep dışarılarda başka ülkelerde olur. Benimki de bundan biraz. Elbette kader diye bir şey var ancak kaderi de oluşturan çocukluğumuzda yazılan senaryomuz değil mi?

Evet ben bugünden itibaren biraz sosyal medya orucuna gireceğim. Kendimi yoksun bırakacağım. Bir süre yok olacağım. Ancak bu sefer bunu seçimle yapacağım ve belki de bu diğer altta yatan yoksunluk duygusuna iyi gelecek. Ha diyeceksiniz ki Betül hanım e nasıl iyileşecek bu. Valla şanslıysak bizi iyileştirecek ilişkiler kurar, partnerler alırız hayatımıza. Ancak kaderde yoksa iş yine başa düşüyor. Belki İsviçre bana iyi gelecek zira ay burcu yani besleyen ve besleme burcu, Boğa. Benim de burcum boğa. Dedim ya erkek olsaymış ondan daha iyi eş olamazmış bana. Dualarınızı beklerim. Tezimi bir makaleye dönüştürmek zorundayım öncelikle ve sanırım bu hafta bununla uğraşacağım. Burada bile tez hocamın zamanında bana bir kez bile tez yazarken yardım etmediğini, beni yardımdan yoksun bıraktığını hatırlayarak üzüldüm. Abant Üniversitesi’nden sevgili Dr. Selma Düzenli bana bu konuda destek çıktı çok şükür ki. 

Dün geceden beri düşünüyorum, hayatımın en zor sürecinden geçiyorum ve geçerken bir şeyler yok oluyor. Sanki bir doğum gibi. Belli dönemlerde yeniden doğuyoruz, olmadı yeniden, yeniden, yeniden…. 

Belki yeniden doğum, yenilenme, yeni bağlar kurma benim için başka diyarlarda mümkün. Diyeceksiniz ki biz ne olacağız. İnanın bilmiyorum. Belki çokça dua etmeliyiz. Ayrıntılı ve çok dua… İçimizdeki bu yokluğu belki dua sayesinde iyileştirebiliriz. Ve çokça kendimize dönerek, başkasına sarmayı bırakıp, kendimize dönerek….

Sevgiler.

ÇIPLAK BEBEK VE DUYGUSAL YOKSUNLUK’ için 2 yanıt

  • Duygusal yoksunluk. Evet tam da bu. Yaşadıklarımın özet cümlesi.. İnşaaallah bu farkındalıkla duygusal zenginliği birlikte bulacağız. Çünkü birlikte iyileşiyoruz..

    Beğen

  • Zürih`e gelirseniz mutlaka yazin. En azindan size yakindan hosgeldin demek icin firsatim olur 🙂 Sevgiler & selamlar

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s