CİNSELLİK VE TEKAMÜL

Bir bebeğin dünyaya uyumlanma 40 gün sürer derler kadim bilgeler. Bu nedenle bir bebek için 40’ı çıkmadan dışarı çıkarma uyarıları yapılır. Bir sperm ve yumurta ilken bir araya gelip zifiri karanlıkta 9,5 ay bir yaşam sürdürdükten sonra elbette bir travmatik deneyim olan doğumla dünyaya gelmek kolay bir mesele değil. Otto Rank’ın da dediği gibi aslında her doğum bir travmadır. Nasıl mı? Şöyle düşünün, siz aylarca cennet olarak adlandırdığınız bir yerde muhteşem güven duygusu içerisinde yaşıyorsunuz. Ve bir gün birileri sizi dışarı çıkmaya zorluyor. Dışarıda ne olduğunu asla bilemiyorsunuz. Kapı dar, kafanız büzüşecek bedeniniz büzüşecek, kemikleriniz birbirine geçecek oradan çıkarken. Mecbursun buradan çıkacaksın diyecekler ve siz o anda yüklendiğiniz tüm şaşkınlık ve korku ile hiç bilmediğiniz bir yere, olabildiğince sıkışık bir yerden geçerek nefesiniz kesilerek çıkacaksınız. Ve birden alışık olmadığınız parlak ışıklar, size dokunan birileri, dev gibi varlıklar, sesler bir curcuna alıp başını gidecek. O en tanıdık kokuyu ve sesi arayacaksınız. Şanslıysanız biri sizi karnında yaşadığınız kadına uzatacak. Ama böyle bir şansı siz vermedilerse travmatik deneyiminiz biraz daha uzun sürecek.

Ne kadar anlatsak da betimlesek de bir bebeğin dünyaya gelirken neler hissedip yaşadığını hiç bir zaman anlayamayacağız. İki kişinin cinsel birlikteliğinden varolan bir bebek yetişkin olduğunda, ikinci doğum olan evlilik ya da ciddi birliktelik sürecine başlayacak. Varoluşunun sebebi olan cinselliği belki de varlığını tamamlamak hissetmek için burada deneyimlemeye başlayacak. Cinsellik varlığımızın kaynağı ve bu kaynağı sürdürmenin yolu elbette ki bir birliktelik. İlk doğumumuz ve sonrasına yaşananlar ne kadar travmatikse bir ilişkiye ya da evliliğe adım attığımızda da benzer şeyleri yaşıyoruz. Şimdi düşünün bir bakalım dünyaya nasıl geldiniz ve sonraki yıllarda neler oldu. Bir kağıda not edin.

İnsanın tekamül yolculuğu bir doğumla başlar fakat en çok sınavın verildiği süreç ikili ilişkiler sürecidir. Çünkü artık kişi bebek değildir, kendi hayatının sorumluluğu kendi elindedir. Bu noktada tabi ki psikoloji bilgimiz çoğaldıkça çocukluğumuzda yaşanan sorunların evliliğimize ya da ilişkilerimize yansıdığını öğrendikçe anne babamızı suçlar olduk. Alice Miller bu suçlamanın olması gerektiğini söyler, çünkü ancak bir suçlama ve öfkeyi ifade ettikten sonra sonra kabule geçiyor insan. Fakat bir çoğumuz suçlama evresinde kalıyoruz. Suçlama evresinde kaldıkça çocuk parçamızda da kalıyoruz. Bu suçlama anne babamıza yönelirse yine iyi ama çoğu zaman anne babamızla olan çözülmemiş intrapsişik çatışmayı partnerimiz üzerinden çözmeye çalışıyoruz.

Şimdi düşünün, bir birlikteliğe başladınız ya da evlendiniz. Siz de geçmişinizden koca bir çöplük getiriyorsunuz o da. İşiniz o çöplük içinde kalan üstü örtülen mücevherleri çıkarmak ancak herkes kendi çöpünü birbirine atmaya başlıyor bunun yerine. Uzun bir tekamül yolu olan bir birliktelik çıkmaz bir cehenneme dönüyor. Bu cehennemde elbette ki tekamülümüzün temel taşlarından biri olan cinsel deneyimlerimiz de heba oluyor. Zaten cinsellik konusunda da epeyce deneyimsizliği ve bilgisizliği getiriyoruz ilişkiye bu da işin tuzu biberi oluyor.

Bir penisin vajinaya girmesini cinsellik olarak algılıyoruz. Ya da herhangi bir kadına/bir erkeğe cinsel arzu duyup sevişmeyi cinsellik olarak tanımlıyoruz. Bir kere cinsel arzu, cinsel uyarım ile cinsel istek arasında bile fark var ancak bizler bu kavramlardan çok uzak büyütüldük. Bir eş seçerken o kişi ile ruhumuz birbirine ne kadar uygun bilemiyoruz. Eğer ruhsal uygunluğumuz yoksa cinsel birleşme yolu ile bir olup tekamülü deneyimlememiz çok zor. Burada ilkel beyin tarafından eş nasıl seçilir belki ondan da bahsetmek gerekiyor. İlkel beynin mekanizması basit, feromonlar ve kadınların göğüs çatalı. İlkel beyin göğüs çatalını gördüğü her kadını kişi ayırt etmeksizin kendine eş olarak seçip ondan bebek yapmak isteyecektir. Hayvani beynimiz böyle çalışıyor. Kadınlarda da koku odaklı çalışıyor bu beyin. Bu nedenle kokusu size güzel gelmeyen adamla evlenmeyin der bizim Anadolu’nun koca karıları. Koca karılar çok şey biliyordu çok. Bu seçim çok basit bu nedenle bir kişi herkesle sevişebilir. Herkesten bebek yapabilir. Bundan dolayı Freud der ki anneler çocuklarının yanında uygun giyinsinler belli bir yaşa kadar. Bu bilgi kadim öğretilerde de var. İlkel beyin için anne baba ayrımı yoktur. O ayrım kortekste yapılır. İkinci seçim, bilinçaltımızda kodlanmış, 0-7 yaşta içimize aldığımız anne baba imgemizi bize yansıtan kişileri tamamiyle bilinçaltı ile seçmemiz. Ki genelde bu noktada da sağlıklı bir cinsellik pek yaşanmıyor. Erkeklerde ve kadınlarda alt bel ağrılarının çoğu uygunsuz eş seçiminden kaynaklanıyor. Partnerinizi çok arzulayıp sevişemediğinizde de, partnerinizin sizden yaşça, zekaca ve kültürce daha küçük olması durumunda da alt beliniz tutulur ve ağırır. Ya da partneriniz sürekli sevişmemek için bahaneler buluyordur. Beden, yolunda gitmeyen her şeyi size haber eder.

Ruhunuzun birbirine uygun olduğu kişiyi tanırsınız. Onunla iyileşirsiniz genelde. Ve bilinçli bir farkındalıkla seçersiniz bu kişiyi. Bunun için öncesinde tabi ki kendinizi çok iyi tanımanız ve farketmeniz gerekir. Ruhunuz ve her hücreniz tanıştır aslında. Bu kişiyle o ‘bir’ olma halini en yüksek düzeyde yaşarsınız. Zaten sevişmenin esas amacı o birlik haline ulaşmaktır, arzularınızı tatmin etmek değil. Böyle bir ruhla yapacağınız ritüelistik sevişme sizin tüm yaralarınıza ve travmalarınıza da şifa olacaktır. Birbirinizin DNA’sı sevişme yoluyla birbirinize geçtiğinde iyileşmeye, tanımaya, keşfetmeye başlayacaksınız. Sevişme bir sanata dönüştüğünde en iyi terapilerden daha etkili bir teknik haline gelir.

Cinselik neden vardır diye sorulur ya hep. Bana sorarsanız tekamüle ulaşmak için. İlahi bilince cinsellikle ulaşmak mümkün. Peki soracaksınız biz uygun olmayanı seçtiysek ne yapalım? Önce bir kendi farkındalığınıza ulaşın, birlikte gelişim yoluna çıkın yolda uyumlanmanız mümkündür. İki özel ruhun birbirini seçtiğini çok nadir gördüm ben. Genelde bilinçaltı kodlarımızdan ya da ilkel beynimizden dolayı yanlış seçimler yapabiliyoruz. Ama bu, tekamüle, yola çıkmaya engel değil. Türk toplumu olarak cinselliğimizi doğru kanallardan öğrenip onu bir ihtiyaçtan çıkarıp bir sanata dönüştürebilirsek ülkece ruhsal kalkınmamız söz konusu olacaktır. Her şeyin çivisinin çıktığı bir çağdayız. Her seansımda inanılmaz aile öyküleri dinliyorum. Eğer ailelerimiz bu şekilde çökmeye, ilişkilerimiz bu şekilde yozlaşmaya, cinsellik bu şekilde hoyratça kullanılmaya devam ederse çöküşe mahkumuz. Cinsellik doğru yaşanmadığı, ilişkiler bozulduğu sürece de bolluk ve bereketten yoksun olacağız. Oysa şu anda bunu değiştirmek için adım atabiliriz.

08-09 Ağustosta erkekleri bu bilgilerin daha derinine ulaşmaları için workshopumuza bekliyoruz.

 

Sevgiler….

CİNSELLİK VE TEKAMÜL” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s