CORONA GÜNLERİNDE YÜZLEŞME 2: YANILGILARIN ÇÖKÜŞÜ!

Büyük bir devrimin eşiğindeyiz. Hatta bir adım attık içindeyiz… Gökyüzü uzunca bir süredir bu devrimin olacağının sinyallerini vermişti. Meşhur jenerasyon gezegenleri Satürn, Pluto ve Jüpiter oğlak burcunda buluştuğunda dünyanın geri dönülmez bir değişime gireceğinin sinyalleri verilmişti.  Bu daha hiç bir şey diyor gökyüzü, henüz fragman diyor. Aralık ayında Jupiter, Satürn kova burcunda buluşacak esas onu bekle diyor. Ne ekonomik, ne siyasal, ne toplumsal sistemler, hiç biri eskisi gibi olmayacak. Bireysel hayatlarımız kökünden değişecek. 2019’da postlarımda hep demiştim, bu yıl güzellikle dönüşüme çıktınız çıktınız yoksa 2020’de tokat geliyor. Tabi ben bu tokatın minicik bir virüsle olacağını düşünmemiştim. Ama Nemrud misalinde olduğu gibi, küçücük bir sivrisineğin Nemrud’un burnundan içeri girip, korkunç başağrısına sebep olarak onu ölüme götürdüğü gibi burnumuzdan giriyor virüs ve semptomları başlıyor. 

Mekkeli müşrikler sivrisinek gibi küçücük bir canlıyı misal verdiği için ayetlerle dalga geçiyorlardı ve Yaradan buruyordu ‘Allah, sivrisinekle yahut ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez’. Hala Corona virüsü ile dalga geçenler bize bir şey olmaz diyenler var. Hala tedbirsiz gezenler var hem bu ülkede hem dünyada… Artık çoğumuz biliyoruz ki durum çok ciddi. Fakat durumun ciddi olması meselenin ölüm kalım meselesi olması değil aslında, mesele ölmeden önce ölmek.

Neml suresinde insanların kendi elleriyle yaptıkları kötülükler yüzünden kıyametin kopmasından bahsederken, insanlara musibet olarak Dabbe gönderileceğini söyler. Dabbe bir çeşit hayvan olarak tefsir edilmiştir ve bu bir dönemin de sonu olduğu anlamına gelmektedir. Dabbe’nin Corona virüsü olmadığı söylemek körlük olur. Hz Ali o kuyruğu olan bir hayvan değil sakalı olan bir hayvan diye bahsetmiştir Dabbe’den. Resimde görüldüğü gibi virüsün kırçılları var sakal gibi.

5e71a4b655427f1bdc13cb00.jpgAbarttığımı düşünüyorsanız yazıyı okuyamaya devam edin derim.

Günlerdir düşünüyorum. Geçen gün ben de ateşlendim ve bir gece boyunca ateşle yattım. Virüs yoktu ancak insanlığın içinden geçtiği süreç beni de etkiliyordu zira hepimiz birbirimize bağlıyız. Tapındığımız her şey yıkıldı… Düşünüyorum, para, mevki, makam, sosyal sütatülerimiz, kibrimiz, güvendiğimiz, tutunduğumuz, bizi kendimizden uzaklaştıran ne varsa elimizde patladı. Düşünüyorum, Hz Muhammed’in bahsini yaparken Ebu Leheb ve karısı, şöyle konuşuyorlardı, Lat, Uzza, Menat, bize hayat sağlık para veren tanrılar. Muhammed bunları bırakıp tek bir Allah’a inanmamızı söylüyor. Delilik bu… 

Hz Muhammed’i müşrikler anlayamıyordu, haklılardı çünkü bütün sistemi derdest edecek bir sistem sunuyordu. Kibir, nefs, kölelik, haksızlık, bitsin eşitlik adelet özgürlük gelsin diyordu. Kadın erkek, köle ve efendisi eşittir diyordu. Hz Muhammed’i anlamadılar ancak müslümanlar da o dünyadan göçtükten sonra anlamamaya başladılar. Bu nedenledir ki bir hadiste der ki, İslam garip geldi garip gidecek. Müslümanlar zamanla, Kuran’ın yanına hükümler, gelenekler, adetler koyarak, cemaatleşmeyi, tarikatleşmeyi işin içine sokarak, kendi ruhban sınıflarını oluşturarak, bidatlere dalarak, ayetlerin sembolik ve çağlar ötesi anlamlarından uzaklaşarak iki boyutlu düşünmeye ve yaşayama ve obsesisfleşmeye başladılar.

Allah şeri hükümleri, hakikati anlamamamız oradan da marifete çıkmamız için gönderdi. Fakat gördük ki bizler şeriatta kaldık hakikate çıkamadık. Namazın insanı anda tutan, zihinini boşaltan, yoganın güncellenmiş bir versiyonu olduğunu ve esas meselenin namaz kılarken anda yani O’nda kalmak olduğunu anlamadık. Efendim falanca yerin kuru kalırsa ateşlerde yanarsın, ayağını 3 cm aç, kolunu şöyle büklerde kaldık. Oysa ki ayette açık açık belirtiliyordu, Allah’ın veli kulları için korku, kaygı ve üzüntü yoktur. Yani korku yoktur, çünkü korku, kaygı gelecekten gelir, üzüntü yoktur, üzüntü geçmişten gelir, bu demektir ki veli kul anda yaşar. Anda yaşadınız mı depresyona girmezsiniz, anksiyeteniz olmaz. Namazın hayatımızı dönüştürücü etkisi budur. Bizi anda tutabilmek ve iyileştirmek. Fakat biz bunu anlamadık. 

En sevdiğini kurban ederek Allah’a yakınlık kurmak, yani kendinle bağlantıya geçmek, nefsini feda etmeyi anlamadık. Meselenin sadece hayvan kesme boyutunda kaldık. Yani eylemde, davranışta kaldık. Manaya geçemedik. Bu nedenledir ki kendi ellerimizle putlar yaratıp onlara taptık. Parayı çok sevdik, şanı, şöhreti, bilinir olmayı, tanınır olmayı, çocuklarımıza taptık, ana babamıza taptık bırakamadık. Oysa ki Hz Muhammed der ki ana babanızı benden çok sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız. Yani derdi kendini sevdirmek değildi, anne babanıza bağımlı kaldıkça, onları geçmeyip benim getirdiğim özgürleşme bilincine tutunmadıkça iman etmiş sayılmazsınız diyordu. Ama biz o kadar korkutulduk ki hala ana babamızın alanından, duygusal sömrüsünden ve bağımlılığından kurtulamıyoruz. Onlara ebeveynlik etmeye devam ediyoruz. Hudayfa ana babasına resti çekerken, Mekkeli müşrikler taptıkları ana babalık ve atacılığa karşı gelen bu gençleri isyankarlıkla suçluyordu. Evet İslam bir itaat değil isyan dinidir. Biz bunu unuttuk. İslam Allah’tan başka her şeye reddiyeyi salık verir en başta. Kimseye boyun eğmemeyi emreder. Özgürlük, adalet ve insan hakkı İslam’da temel esaslarken biz imanı namazla, başörtüyle, hacla, kurbanla ölçer olmuştuk. Kim ne kadar oruç tutuyor, kim ne kadar kurban kesiyor bunları önemsedik. İman ölçer olduk yargılarımızla. Oysa ki Kuran’da kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, üstünlük takva iledir deniyordu. Biz bunu bile kıyafete döktük. Kıyafetle olur sandık takvayı. Oysa ki takva yargısız olmayı gerektiriyordu. Yargılamadan bir ötekiyle ilişki kurmayı ve de kendinle… Bu nedenle hüküm ancak Allah’ındır ayeti vardı. Biz şimdilerde bunu Mindfulness’tan öğreniyoruz öyle değil mi. 

Komşusu açken tok yatan bizden değildir hadisini anlamadık. Sizin için tek eş hayırlıdır ayetini görmedik, Kuran çok eşliliğe izin veriyor deyip dini nikah altında ya da nikahsız metresler edindik. Oysa ki Kuran’ın indiği dönemde 11 e kadar olan evlilik merhale merhale 4’e -ki bunun da şartları vardı- sonra teke indirilmişti. Ve eş dışında başka biriyle sevişmek zina olarak sayılmıştı. Bu Corona günlerinde eşinizden başka kimseyle sevişmeyin tavsiyeleri bize ayetlerin çağlar ötesi olduğunu nasıl da anlatıyor değil mi? Komşumuzun açken tok yattığımız günleri geçip komşumuzun kim olduğunu bilmediğimiz günlere gelmiştik. Virüs ne dedi, komşuna yardım edeceksin. Kendinden başka yaşayanları da düşüneceksin. 

Virüs eğlence mekanlarını, barları her yeri kapattırdı. Kendine dön diyor, ayık kal ayık. Dünya eğlencesi bitti. İçkiliyken namaza yaklaşmayın ayetlerini şimdilerde anlıyoruz. Namaz anda kalmaktı değil mi, üst bilinçle, evrensel bilinçle bağlantıya geçmekti. Alkollüyken bunu yapabilir misiniz? Anda kalabilir misiniz? Derdinizi unutmak azıcık keyiflenmek ya da acınızı hafifletmek için sunulan reçete anda kalmak, meditasyon, yoga, namaz, adına her ne derseniz deyin ritüellerin alkol ve gırla eğlenceden daha yeğ olduğunu şimdilerde anlıyoruz değil mi? Yoga ve meditasyona karşı çıkan müslümanlara da şunu sormak isterim, Hz Muhammed Hira’da günlerce kalarak ne yapıyordu sizce. 5 bin yıllık geleneği uygulamadığını mı zannediyorsunuz. Nefes meditasyonuyla transa geçtiğinde sonsuz bilinç ona açıldı, bunu bilmiyor muydunuz? Ellerini başının arasına alarak düşünmüyordu değil mi? Onun tavsiye ettiği sağlık üzerine olan her şey Ayurveda tıbbının içinde. Bu da Çin tıbbını da içeren bir kadim bilgi. Bu nedenle ilim Çin’de olsa gidip bulunuz dememiş miydi? Sahi ne çabuk unuttuk bunları. Belki de hiç anlamadık öyle değil mi? Şimdi (sav) yazmadım ya o bile eleştirilir öyle değil mi? Onunla bile iman ölçülür. 

Kabe boş, cuma namazları boş. Hiç düşünüyor musunuz Yaradan bize ne söylemek istiyor. Yozlaşmış sadece şekilden ibaret olan din algımızı bozuyor Yaradan. Kendi şeriatini revize ediyor. Yıkıp yeniden yaratıyor. Algılarımızı, kabullerimizi tarumar etti. Dön diyor kalbine, kabe de orada cuma da. Oysa ki biz gösteriş için az gitmedik o cumalara. Kabe’den selfieler paylaşıp az hayıflandırmadık gidemeyenleri öyle değil mi? 7 kere neden döndüğümüzü biliyor muyuz? Hangi bilinç seviyesine varmak için bunu yaptığımızı? Şeytanı taşlamanın ne anlama geldiğini biliyor muyuz? İçimizdeki şeytanları dışsallaştırarak Kabe dönüşü dedikoduya, hak yemeye devam etmedik mi? Zina yapıp yapıp her sene Kabe’ye gidip günahlarımı temizliyorum hocam diyenleri gördük. Biz müslümanlar olarak az kibirlenmedik öyle değil mi? Alkol içene acıyarak baktık, yargıladık, mini etek giyene çok şükür bunlar varken cehennemde bize yer kalmaz dedik, bize ters gelen her şeyi ve herkesi yerden yere vurduk. Oysa ki bir başkasının dedikodusunu yaptığımızda ölü eti yediğimizi söyleyen bir Peygamberimiz vardı ama biz onu da put yaptık. Ona bile tapındık. Yaradanla aramıza ne varsa soktuk ne varsa yığdık. 

Biz Züleyha’yı, Firavun’u, Ebu Leheb’i, Yusuf’u, Yakup’u, Şeytanı, Adem’i dışarıda sandık… Oysa ki hepsi içimizde bize bizi anlatan mesellerdi. Anlayamadık. Yakup’la evladımıza tapınmamayı öğrenmemiz gerekiyordu, bir evladı diğerinden çok sevmemeyi… Evlat aşkı ile kör olmamayı… Züleyha’da aşk ile kafayı bozmamayı, her istediğimizin bizim olmayacağını anlamamız gerekiyordu, obsesyonlarımızın boşa olduğunu… Firavun ile içimizdeki narsiste bakmamızı salık veriyordu Yaradan. Anlayamadık zannetik ki Firavun sadece o dönemde yaşamış. Oysa ki Musa ve Firavun’un bizim içimizdeki karanlık ve aydınlık tarafımız olduğunu anlayamadık. Tin suresinde diyordu ya, biz insanı ahseni takvimde yarattık ama o esfeli safiline kadar düşürdü kendisini. Sabahlara kadar ibadet ederek kendimizi ahseni takvim sandık, başkasında gördüğümüz bizi rahatsız eden şeyi kendi esfeli safilin yanımızdan kaynaklandığını bilemedik. 

İbni Sina’yı taşladık, Hallac Mansurları öldürdük, İbni Arabileri dışladık. Her söylenen ne tamamen yanlıştır ne tamamen doğru. Fakat kabullendiğimiz, tabulaştırdığımız her şeyin dışında bir şey söyleyene deli dedik. Oysa ki Hz Muhammed size deli denmedikçe imanınız tam olmaz diyordu. Aykırı olan her şeye küfr ettik, aykırılıkların dini olan İslam içerisinde. Küfr’ün bir anlamının da örtmek  bilemedik. Sandık ki Allah’a inanmıyorum diyen kafir, oysa ki kendi hakikatini örten görmeyen herkes küfürdeydi bilemedik. Kendinin ne olduğunu bilmeyen hepimiz öyleydik… Bu nedenledir ki Allah yolunda cihad etmeyi salık veriyordu Kuran. Savaş demiyordu cihad et diyordu. Kıtal kelimesi savaşlar için kullanılıyordu ve 3-4 yerde geçiyordu Kuran’da, oysa ki cihad hep vardı. Nefsinle, karanlık yanınla cihad et, illüzyondan kurtul diyordu Yaradan. Allah yolu kendini bilme bulma yoluydu bilemedik. Kendimizde gördüğümüz bir kötülüğü düzelteceğimize başkasında gördüklerimizi düzeltme kibrine kapılıp cihaddan geri durduk. Şimdi Corona ile topyekün cihad halindeyiz, sonumuz bu olacaktı ne sandık ki…

Sevmeyi bilemedik en çok da. Bizi seveni sevemedik, bize saygı duyana saygı duyamadık… Acı çektiren kim varsa peşinden koştuk ondan sevgi dilendik. Çünkü biz en çok acıyı ana babamızdan gördük, bunun telafisini acı verenin peşinden koşmakla sağlamaya çalıştık. Oku, Rabbinin adıyla oku… Biz insanı bir alak’tan yarattık. Kan pıhtısı dense de Alak için, onun aşk ve muhabbet anlamına da geldiğini bilemedik. Biz aşktan yaratıldık, ama en çok da aşkı harcadık. Hunharca kırdık kalpleri, parça parça ettik. Sevişip sevişip terkettik, bedenleri kirleterek, ruhları karartarak.Tüm intikamımızı aldık işte daha ne olsun. Dünyayı tarumar ettik, doymak bilmeyen gözümüzü toprak bile doyurmadı, toprağın altını deldik deştik. Dünyanın ocağına incir ağacını diktik. 

Şimdi bizden intikam alıyor sistem. Şimdi bedel ödeme zamanı. Şimdi anlama zamanı, şimdi ahların çıkma zamanı. Şimdi istesek de istemesek de bir olmaya dönme zamanı. O tek olana, o Gani olana… Vahdete yürüyoruz, hem de en çok eleştirdiğimiz komşumuzla beraber. En çok yargıladıklarımızla.. Hristiyanlarla, Musevilerle birlikte… Budistlerle, ateistlerle kolkola yürüyoruz. Bildik mi şimdi Yaradan için bir ayrım olmadığını… Anladık mı…. Bitti mi kurallar, sınırlar, yargılar, infazlar, sevgisizlik, düşüncesizlik, bitti mi ‘ama ben’ demelerimiz. Ama ben önemliyim illüzyonlarımız… Bir hiç olduğumuzu anladık mı… 

Yorgunum…. Ben gideyim artık.. Yolun sonu nereye çıkar bilemem… Ama ben gidiyorum… Kendime bakarak….

Sevgiyle… 

 

CORONA GÜNLERİNDE YÜZLEŞME 2: YANILGILARIN ÇÖKÜŞÜ!” için bir yanıt

  • İslam’ın bütün olduğunu kavrayamadık, siyasetten, ibadete, sosyal yaşamdan, bireysel hareketlerimize kadar her halimiz anlatılmıştı kullanım kılavuzumuzda. Ancak biz yonttuk, bazı hükümlerle yol aldık sonra neden olmuyor dedik. Nereden tutsak elimizde kaldı öte tarafı. Halbuki bi sistemdi, bir düzendi o.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s