1.ULUSLARARASI EPİGENETİK VE PSİKOLOJİK TRAVMANIN KUŞAKLAR ARASI AKTARIMI KONGRESİ

Ve nihayetinde üzerinde epeyce kafa yorduğum kongremiz yavaş yavaş şekilleniyor. Yurtiçi ve yurtdışı katılımcılarımızın bizlere epigenetik ve nesiller arası geçişli travmalar hakkında yapacakları sunumlarda nihayet bu alanda bilimsel bilgilere kavuşmuş olacağız. Read more

Ebeveynlerinin Partneri Olan Çocukların Dramı

‘Beş yaşındaydım, babam öldüğünde. Annem bana artık bu evin erkeği sensin dedi’. ‘Babam annemi çok üzüyordu, bir türlü anlaşamıyorlardı, annemin en iyi arkadaşı bendim’. ‘Babam annemi aldatıyordu, annem çok mutsuzdu, onu hep ben teselli ediyordum, babama çok kızgınım’. ‘Babam evi terkettiğinde 17 yaşındaydım, o günden sonra annemi bırakamadım, şimdi 41 yaşındayım ve hala hayatımda kimse yok’. ‘Annem başka bir adama kaçtı, ben 10 yaşındaydım, babamın yüzündeki ifadeyi hala unutamıyorum, o günden sonra babamı bırakmadım’. ‘Annem babamı çok eleştirirdi, babam hep gerisinde kalırdı annemin, ben babama arkadaşlık ederdim’

Bu cümleleri çoğaltabiliriz. Çocukların hayatı nasıl sabote edilir diye sorarsanız bana, travma yaşatmak değil çocuğu partner yaparak bunu başarabiliriz diye cevap verebilirim. Bir partner çocuk olarak seçilen bendenizden yola çıkarak size bu durumun nasıl geliştiğini ve çocuğun hayatında nelere sebep olduğunu, dilim döndüğünce anlamaya çalışacağım.

Evliliğinde mutsuz olan ebeveyn -ki çocuğu doğuran anne olduğu için bu daha çok anne oluyor- çocuk dünyaya geldiğinde ve çocuğun büyüme sürecinde bilinçdışında çocuğu partneri olarak seçebilir. Bazen bunu çocuk kendisi seçer. Mutsuz olan ebeveyni mutlu etmek için ona ‘eş’lik etmeye çalışır. Babanın pasif kaldığı, öldüğü ya da boşanma nedeni ile ailenin hayatında var olmadığı evlerde çocuk kendisine verilmese bile bu partnerlik görevini üstlenebilir. Ama genelde ebeveyn yükler bunu çocuğa. Bunun adı literatürde duygusal ensesttir. Ensest sadece fiziksel temasla olmaz, duygusal olarak çocuğu kendine partner olarak seçmekle de olur. Ve bu çocuklar hayatları boyunca mutsuz olma yoluna adım atarlar.

Bu çocuklar anneleri tarafından çok sevilirler, anneler en çok onlara düşkündür (Ya da babalar). Yaş ilerledikçe çocuklarda, kaygı, obsesyon, özdeğersizlik, ruhsal hastalıklar, fiziksel hastalıklar gibi bir çok semptom oluşmaya başlar. Bunun en büyük nedeni ebeveyninin partneri olduğu için anlamandıramadığı büyük bir suçluluk duygusu taşımasıdır. Bu çocuklar ileride eş seçemezler. Seçtikleri kişilerin ise daima kalibreleri ebeveynlerinden düşüktür. Ebeveyn bazen bu çocukların evlenmesine öncülük eder ve çoğu zaman eş değil metres seçilir. Çünkü esas eş ebeveyndir. Metres rolündeki sevgililer ya da gelinler-damatlar hiç bir zaman merkezde olamazlar. Oradan oraya savrulurlar. Bazen de patolojisi ağır kişiler seçilir sisteme, çıkan her sorunda suçlanır ve ebeveyn rahatlar. Çocuk ise daha çok ezilir bükülür bu durum karşısında, zira ebeveynine layık birini seçememiştir. Cinsel hayatları oldukça sorunludur bu çocukların. Ne yapacaklarını bilemezler. 33 yaşına kadar baba eve geç geldiğinde annesi korkmasın diye annesinin yanında uyuyan bir adamın 4 ay süren ve skandalla sonuçlanan evlilik hikayesini dinlemiştim.

Aman annem üzülmesin, aman babam üzülmesin diye uzar gider cümleler. Bu çocuklar bireyleşmezler. Annelerin-babalarının yanında uyumuşlardır çoğu zaman. ‘Babam öldüğünde annemle birlikte uyumaya başladım’ diyen bir kadının öyküsünü dinlemiştim. Başından iki evlilik geçmişti ve cinsel hayatı kötü gitmekteydi. Bilinçdışı anne ya da babayı partner olarak seçti mi bu hem yoğun bir suçluluk duygusu demektir, hem de başkasıyla birlikte olduğunda kendini cezalandırmaya dönüşmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir hayat bekleyemeyiz partner çocuklardan.

Bazen alkole vurur kendini partner çocuk, bazen başarı hırsından gözü hiç bir şeyi görmez, bazen iş kolik olur, kaygı bozuklukları peşini bırakmaz, bazıları sürekli dağınıktır, bazıları hep titiz, çoğu kurtarıcı rolünü alır ve hayatındaki herkesi kurtarmaya çalışır. Üzerine vazife olmayan kişilerin sorumluluklarını bile alır. Herkesten ve her şeyden kendini sorumlu hisseder. Ve eninde sonunda kurban olur. Zira en başta anne babasının kurbanıdır o. İbrahim’e İsmail’i kesmesi neden söylendi zannediyorsunuz. Nasıl bir sembolizm vardı o ayetlerde şimdi anlayabiliyor musunuz? Allah uyarıyor, en sevdiğinden vazgeçeceksin diyor, ama onu kurban ederek değil, onun yerine başka bir şey bularak. Çocuklarımızdan vazgeçeceğiz, onlar bizim mutluluk kaynağımız değil, onlar bizim sevgililerimiz değil, onlar bizim anne babamız değil, onlar bizim için hiç bir şey yapmak zorunda değiller. Bizler güçlü olmak zorundayız. Onlar bizim arkadaşlarımız değiller.Bu yükü onların sırtından almak zorundayız. Bizler onlara bir hayat borçluyuz.

Çocuğuna bakarken kendini sevgiden kaybetmek marifet değildir, onlara aşık olmayı bırakalım. Eğer evliliğimizde yolunda gitmeyen bir şeyler varsa bunu çözelim. Eğer erken yaşta bekar kaldıysak tekrar evlenelim. Ebeveyn libidinal enerjisini doğru yere kanalize edemezse, çocuk bu enerjinin aktarıldığı alan olur. Dengeli bir ebeveyn olmak çocuğu ruhsal olarak özgür bırakmaktır. Hayatlarından bir adım geri çekilmektir. Biz kimsenin sahibi değiliz, oğlum kızım demeye bile hakkımız yok belkide. En büyük illüzyon bir şeye sahip olduğunu düşünmektir. Çocuklar bize hayatı öğreten, yanlışlarımızı gösteren, neyi değiştirmemiz konusunda bizi uyaran rehberlerdir.

Ben de annemin partner çocuğu olduğum için sağlıklı bir evliliğim olmadı. Hep anneme karşı suçluluk hissettim, hep onu mutlu etmeye çalıştım zira babam onu mutlu edememişti. Evin iyi çocuğu bendim ve bu görev bana düştü. Annemin kaprislerini, duygusal çalkantılarını, işime karışmalarını, hayatıma müdahelelerini hep çektim ve çoğu zaman fiziksel olarak uzak durmayı seçtim. Uzunca bir süre ıssız biri olarak hayatıma devam ettim. Ancak fiziksel olarak uzak olmak hiç bir zaman çözüm olmuyor, ruhsal olarak ayrışmak gerekir. Peki ben ruhsal olarak nasıl ayrıştım, tabi ki kendi süreçlerimi görerek, destek alarak, kendimi keşfederek ve hayatıma giren ayna kişilerimin bana ne gösterdiğine bakarak. Sonra sınırlarımı belirledim. Annem nereye kadar girebilir, nereye kadar giremez saptadım. Anne babalarımız sınırları çizmemiz konusunda memnun olmayacaklar bunu baştan söyleyeyim. Surat asacaklar, küsecekler, üzülecekler eğer bu noktada vicdan azabı duyup geri dönersek kaybederiz. O sancılı suçluluk duygusuna duvar gibi dayanmamız, onların bize yapıştırmak istediği hiç bir duyguyu almamamız gerekiyor. Ve evet cesaret gerek… gözümüzü karartmak gerekiyor. Biz onları değiştiremeyiz ama eğitebiliriz. Onlara sınır çizerek, kendi ruhsal sınırlarımızı yeniden belirleyerek ve hayır diyerek bu işi başarabiliriz. Başaramazsak bunu çocuklarımız da başaramayacak. Böylece silsile halinde akıp gidecek. Ne dersiniz bugünden başlayacak mısınız? Ebeveyninizi günde beş on kez arıyorsanız bire ikiye düşürerek başlayabilirsiniz. Mutfağınıza müdahale varsa kendi düzeninizi ben böyle mutlu oluyorum diyerek koruyabilirsiniz. Sizi eleştirdiği her noktada sen böyle düşünebilirsin ama ben öyle düşünmüyorum diyerek kendinizi koruyabilirsiniz. Eğer böyle yaparsanız onun kelimelerini sizin bilinçaltınız kabul etmez. Kendinizi tanımlayan yeni kelimeler, yeni sıfatlar edinin. Kendinizi yeniden tanımlamak, ben buyum demek için adım atın özgürlüğe. Değmez mi? Bence değer.

 

Sevgiler