RUH EŞİ Mİ RUH LEŞİ Mİ?

Benden de sıkça duyduğunuz bir kavram haline geldi ruh eşi. Dünyanın daha spiritüel bir dönüşüm yolunu seçmesiyle ilişkilerde de yeni bir terim olarak ortaya çıkan ruh eşi kavramını derinlemesine yazıp bu konuyu burada kapatmak için yazıyorum bu yazıyı. 

En basit tanımıyla ya da eskilerin deyimiyle ruhlar aleminde belki de daha ruh haline gelmeden bir bütün olduğumuz enerjinin bedenlenirken bölünüp aynı enerjinin iki bedende yaşaması olarak adlandırabilirim, yani bu işin bencesi bu olur. Şimdilerde geçmiş yaşamlar olgusunun içerisinde de yer alan ruh eşini, spritüel üstadlar geçmiş yaşamlarda da beraber olduğumuz ruhlar olarak tanımlıyorlar. Tabi bu işin inanca göre değişen kısmı. Bir çok kadın erkek, birlikte oldukları kişileri de sorgulayarak kendi içlerinde acaba bu benim ruh eşim mi, ruh eşimle mi evliyim gibi zihinsel bir karmaşanın içinde buluyorlar kendilerini. Şu bir gerçek ki hayatımıza giren herkes bizi tekamülde bir yerlere taşımak için geliyor. Evlilik için seçilen eşler de öyle. Ancak biz ister ruh eşi olsun olmasın ilişki kurduğumuz kişilerle ya da kendimizle öyle travmatik deneyimler yaşıyoruz ki ruh eşi oluyor ruh leşi.

Evet evet leşe dönüşüyoruz. Ruh eşini bir kenara bırakıp biz bunu kendimize niye yapıyoruz diye sorgulamamız gerekiyor. Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi ilişki örüntümüzü belirleyen şey doğduğumuz andan itibaren önce annemizle sonra da babamızla kurduğumuz ilişkidir. Kuramcılar der ki hayatımızdaki herkes anne, baba ve kardeşlerimizin birer kopyasıdır. Yani diyebiliriz ki hiç kimse orjinal değil. Hepsi birer kopya. Bizler seçtiğimiz kişileri bilinçdışı olarak bu üç kadim nesnenin(anne,baba, kardeş) rolüne sokar ve geçmişte çözemediğimiz her şeyi onlarla çözmeye çalışırız. 

En basitinden yine size kendimden örnek vereyim. Bir kız çocuğu olarak 3 yaşından sonra babamla temas kurmam ve güvenli bir şekilde bağlanmam gerekirken bu gerçekleşmedi ve ben anneme takılı kaldım. Dolayısıyla ilerideki eş adayımı da annemle kurduğum ilişki üzerine şekillendirdim. Ve elbette ki sonunda evlendiğim adamla annemle kurduğum ilişkiyi referans alarak ilişki kurdum ve tabi ki babamla yaşadığım ilişkisizliğin de bu evlilikte rolü oldu. Ben kendimi çözdükçe ve iyileştirdikçe evlendiğim adamın benim hayatımdaki görevi sona erdi. Ona beni dönüştürdüğü için çok şey borçluyum. Dönüşümler bazen acıyla bazen sevgiyle olur. Hangi yolu seçeceğimiz geçmiş deneyimlerimize bağlıdır. Benim de bol acılı bir çocukluğum olduğu için ben acı bir yolu seçtim. Ha öyle büyük kavgalarımız olmadı hatta gayet sakindi evliliğimiz fakat ikimiz de yalnızdık. Ve bir gün bu yalnızlığı anlaşarak sona erdirdik. Ben çocukken de yalnız bir çocuktum. Suskun, yalnız ve derin. Tekamül yolum epeyce bir çileli geçti ancak başkalaştıkça başkalaştım ve hala devam ediyor. 

Günümüz ilişkilerine bakınca bir çivisi çıkmışlık görüyorum. Sürüncemede olan evlilikler, bitmeyen kavgalar, çocuk nedeni ile zoraki yürütülen birliktelikler, evliliğe gidemeyen çetrefilli ilişkiler, bir küsüp bir barışmalar, terk edilmeler, aldatılmalar, çok sevmeler ama sevilememeler gırla gidiyor diyebilirim amiyane tabiri ile. Ve günün sonunda en çok kadınları etkileyen hastalıklar meydana geliyor. Mesela serviks hastalıkları, vajinal mantar, rahim kanserleri ilişkilerdeki kızgınlıklarımız, kırgınlıklarımız ve hayal kırıklıklarımızla ilgili. Ne arıyoruz? Ne istiyoruz? Neden mutlu değiliz? Bu soruya ancak şu sorunun cevabını vermekle cevap verebiliriz; ben kimim? 

Son zamanlarda beni en çok etkileyen repliklerden biriydi, aslan kral Simba’ya söylenen şey; kim olduğunu hatırla. Simba ancak kim olduğunu hatırladığı zaman klanını kurtarmak için tekrar aslan olmaya karar verdi. O güne kadar tırtılla otla beslenen aslan olmaktan çok uzak düşmüş doğasına ters yaşayan bir aslandı. Ona kim olduğunu hatırlaması için çocukluk aşkı yıllar sonra karşısına çıkarak bir hatırlatma yapacaktı. Kim olduğunu hatırla? 

İşte biz kim olduğumuzu hatırladığımız bildiğimiz zaman sanırım ilişkiler konusunda yaşadığımız imtihanımız bitecek. Çocukluk yaralarımızı sardığımız zaman, çocuk olmayı bırakıp yetişkin olmaya geçtiğimiz zaman bu fırtına dinecek. Ve o zaman yanımızdaki ruh eşimiz olmasa bile ya yetişkince bir birliktelik kurabileceğiz ya da yetişkince ayrılacağız. Dolayısıyla varsa eğer bir yerlerde ruh eşimiz, biz ancak kendimizi iyileştirdiğimizde birine bağlı olmadan hayatta kalmayı ve mutlu olmayı başardığımızda gelecek. Gelmese de kendi bilir ne diyelim 🙂 Çok da dert etmeyin derim. 

Peki mutlu olmak için ruh eşi şart mı? Bugün sanırım bu soruya bir cevap bulabildim. Evet insanın ruh eşiyle olması büyük ihtimal harika bir duygudur. Harika olduğu kadar da dönüştürücüdür. Fakat ruh eşi olmadan da dönüşebilmek, ilerlemek, mutlu olmak sanırım mümkündür. Ruhdaşlar edinin derim bu noktada. Bu kız olur erkek olur farketmez. Size sizi gösteren ama şefkatle bunu yapan, sizi anlayan, sussanız bile gözlerinizden ruhunuzu okuyan ruhdaşlar edinin ve kıymetlerini bilin. Sanırım beni bu zorlu yaşam yolunda ayakta tutan şeylerden biri ruhdaşlarım oldu. Kıymetli arkadaşlarım ve yıllar süren arkadaşlıklarım. Çok sık görüşemesek de onların bir yerlerde var olduğunu bilmek de yetiyor. 

Kıymetli Cengiz hocam ilişkilerde empati yapmanın en büyük kaynağının sevgi yeteneği olduğunu söylemişti. Bu beni çok çarpan bir söz olmuştu. Sahi ne kadar yetenekliyiz sevme konusunda. Sevme kapasitemiz ne durumda. Eğer gerçekten sevebiliyorsak ilişkilerde pek de bir sorun yaşamadan ilerleriz ya da ilişkiyi suhuletle bitiririz. İnsanın sevme yeteneği sevilebildiği ölçüde gelişiyor. Yani doğduğumuz anda gözlerinde kendimizi gördüğümüz, oradan kendimize dair fotoğraflar çektiğimiz anne tarafından ne kadar sevdiliğimizi nasıl sevildiğimizi hissetmekle ilgili bu. Kim bilir o dünyaya geldiğimiz ilk aylarda ilk senelerde nasıl fotoğraflar çektik kendimize dair. İşte bu fotoğraflardır ilişkilerimizde tekrardan kendini gösteren durumlar. Sanırım önce bu fotoğrafları bir gözden geçirmeli ve kendimize dair yargılarımızı düzeltmeliyiz. Çocukluğumuza ait ihtiyaçlarımızı bir bir görmeli bunları artık partnerimizden beklemekten vazgeçmeliyiz. Önce kendimizi gerçekleştirmeliyiz… Kendimizi gerçekleştirmeden kuracağımız her ilişkide yaralar almamız kaçınılmaz. Fakat gelin görün ki kendimizi gerçekleştirmek de yine kuracağımız ilişkilerle mümkün oluyor. Yani bizler bir ilişki içerisinde hastalanıyor ve ancak bir ilişki içerisinde yine iyileşebiliyoruz. 

Fakat seçimler… Geçmişi tekrar etmeyi bırakmak yerine acı da olsa zor da olsa bizi konfor alanından çıkarsa da farklı seçimler yapmak sanırım bizi gerçek kendimize ulaştıracak en önemli araçlardan biri. Önce bunu başarmak gerekiyor. Bunu başarmadan karşılaşacağımız ruh eşini ruh leşine çevirmemiz ve kalbimizin her gün biraz daha yara alması kaçınılmaz. Yani cancazım bırakalım ruh eşini de önce kalp yaralarımızı iyileştirelim. Bazen aramaktan vazgeçmek gerekir, bazen ölmeden ölmek gerekir… Bazen bırakmak… Bu acı verse de iyileştirir. Beni bilenler bilir ruh eşimi en çok arayanlardan biriyimdir. Ama ben de şu saatler itibariyle bu arayıştan vazgeçerek, vazgeçmenin bile iyileştirici yanına kendimi teslim ediyorum…. Ve şu farkındalığı sizlerle paylaşmak istiyorum, aradığımız şey ruh eşi değil, bir beden değil, bir aşk değil aradığımız şey ta kendimiz. Kendimizi bulmak dileği ile…

Hala nedir ruh eşi diye merak ediyorsanız eski bir dostumun şiirini sizinle paylaşabilirim. Eşine yazdığı ve benim yıllardır dilime doladığım bir şiir….Sevgiyle kalın…

DAĞLARA ÇIKMAK

Varsa bir hakikat senle ben arasında
Ben ordan geçiyorum
Hakikatle,yani yalnızca senin ve benim aramda
Her şekilde oturabiliyorsam karşında böyle hiç
durmadan
İşte böyle

Dalgınlığı,dargınlığı hırka gibi üstümde taşıyorsam
Sen ve benim aramda olduğundandır
Ben bunca yıl bir başıma
Taşıdıysam kendimi oralardan buralara
Senin ve benim aramızda bir aşk olduğundandır

Bir aşk çocukluğumdan kalma
Elimden ot yiyen kuzulardan
Dağlara çıktığım,dağlardan indiğim günlerden kalma
Bin altı yüz kilometre mesafeden
Sarı incecik telli saçlarımla
Oralardan buralara taşıdığım bir aşk

Şimdi oğlumun olan ellerimden
Ve senin olan her yerimden kalma
Bir aşk
Böyle bir aşk o incecik saçlarla taşındıysa benim
tarafımdan
Şahidim ki Allah vardır

Bir kalbi bir başka kalbe bağlayan
Olmazı olduran,bir yangını durduran
Kalbi bütün kötülüklerden arındıran
Seni bana beni sana örtü kılan
Yaralayan,yaraları onduran bir aşkı olduran
Bütün dünyayı bir an için durduran
Allah vardır senle benim aramda

Sen ve benim aramda
Olanlar saymakla bitmez
Ekonomik kriz var senle benim aramda
Kıbrıs harekatı,seksen ihtilali,Marmara depremi
İkiz kuleler,kurtlar vadisi,beşik kertmesi
Hepsi bir aşk uğruna oldu biliyorum

Yalnızca bir aşk
Seni bana baktıran,yüzümü senle dolduran
Kaşımı kaş yapan
Gözümü göz
Alnımı açık
Gerisi Allah kerim!

Şiir: Melek Arslanbenzer

RUH EŞİ Mİ RUH LEŞİ Mİ?’ için 3 yanıt

  • Sizin yaşadığınız evliliği yaşıyorum tam olarak, dışardan bakınca ev işi yapan, yardım eden, sorunsuz bir koca , içerde tamamem yalnız, iki çift kelime bile etmeyen insanlar. Sizin kadar cesur olamıyorum sadece 2 cocuk var onlara haksızlık mı yaparım babasız yaşatınca bundan bir türlü emin olamıyorum…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s