DOĞUM 

Eğer acıların üzerine odaklanırsan acı çekmeye devam edersin, eğer alacağın dersler üzerine odaklanırsan büyürsün’ (anonim)

Bilim dünyası doğum anının, şeklinin, doğumun yapıldığı ortamın, doğumda ve öncesinde anne babanın yaşadıklarının, çevrede olan bitenin bebeği etkileyip etkilemediği üzerine çalışmalar yapıyor. Artık biliyoruz ki çevre hücrenin davranış biçimini bile belirliyor.

Döllenme ve hamilelikte nasıl ki bebeği tahmin edilemeyecek boyutta etkiliyorsa doğum da aynı şekilde etkiliyor. Tabi ki her şeyin kaynağını her zaman tek bir sebebe dayandırmak mümkün değildir. Çünkü insan süreç içerisinde çevrenin etkisi ile değişen ve gelişen bir varlık. Çevre gen ifadesini bile değiştiriyorsa elbette zaman içerisinde her şeyi değiştirecektir. Doğum hikayelerimiz tahminimizden çok daha fazla etkiliyor hayatımızı.

Sanırım önce kendi doğumumdan başlamam gerek anlatmaya. Babam tarafımdan erkek niyetiyle döllenmiş bir bebektim. Annem bana hamileyken babam tarafından pek çok kez şiddete maruz kalmış. Elbette ki bu iki faktör benim uzun süre anne rahminde kalmamı etkilemişti. 9 ayı bitirdim 10. ayı da bitirmek üzereydim sen doğduğunda diye anlatırdı annem. Sancıları çok yetersizmiş bir doğum için. Neredeyse 24 saat süren bir doğum olmuş. Son saatlere kadar açılma bir kaç santimken son saatlerde ebenin suni sancı vermesiyle dünyaya gelmeye zorlanmış olmuşum. Hayatım sürekli doğumum gibi zorlanmalar ve zorluklarla geçti. Bir yere başlarken, istediğim bir şeyin olmasını isterken, evlenirken, doğururken hep son raddeye kadar zorlanmışımdır. Tıpkı annemin beni doğurduğu gibi. Bu bir çeşit inanç olarak benimle beraber belki de 37 yaşıma kadar süren bir döngü olmuştu. Ne zamanki ben doğumumdan kaynaklanan her şeyim zor olur inancımı kendimden temizledim işte o zaman hayatım hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak ne varki bu durumu doğumlarımdan önce çözemediğim için hala biraz hüzünlüyüm.

Oğluma 40 haftalık hamileyken doktorumun eşi yaşlanır, suyu biter gibi gereksiz korkutmaları ile bilinçsizce suni sancı ile doğumu başlatmayı kabul etmiştim. Yani oğlumun yerine ben karar vermiştim. Onun ilk karar hakkını elinden almıştım. Suni sancı ile başlamayan doğum travmatik bir sezaryenle sona erdi. Korkunç bir doğum serüvenim olmuştu. Oğlumu kaç saat sonra gördüğümü hatırlamıyordum. Sonrasını tahmin edersiniz ki, bağlanamama, alışamama, kolik, kusma gibi sorunlarla geçirdik. Meğer doğumu başlatan hormon oksitosinmiş ve bu doğum anında bebekte de salgılanırmış. Oksitosin bağlanma hormonunun ta kendisiymiş. Bunu çok geç öğrenmiştim. Dünyaya kendi kararıyla gelmeyen bir bebek elbette ki kolaycılığa kaçacaktı, yardımsız bir şey yapamamaya, kendi kararlarını verme konusunda sorun yaşamaya başlayacaktı. Öyle de oldu oğlumun gelişimi. Neyse ki anne bebek terapileri var da çok geç kalmadan telafi edebildik bir çok şeyi. Ancak hala ara ara hamilelik ve doğum öykülerimin izlerini görüyorum oğlumda, gördükçe de telafi ediyorum. Kızımın doğumu ise yine sezaryendi fakat doğumu başlatan kızım oldu. Bu sefer vajinal doğum yapabilirim diye düşünüyordum ve bekledim. Ne yazık ki kendi doğum öykümdeki annemin açıklığının olmaması hikayesini bilmiyordum. Ve birebir aynısını yaşadım. 21 saat süren doğum çabamız sezaryenle sonuçlandıysa da birlikte epeyce mücadele ettik. Bu sürecin etkisini kızımda görebiliyorum. Erken yaşta  yemeğini kendi yemeye başladı, ayakkabılarını kendisi giyiniyor, dişlerini bile kendisi fırçalıyor. Yardım istemiyor her işini kendisi başarıyor olmanın tadına varıyor. Ve tabi ki en önemlisi dünyaya gelir gelmez hem benimle hem babasıyla ten tene temas ettiği için hayata güveniyor. Bir bebeğin güven duygusunun geliştiği ilk yer doğar doğmaz anne teniyle buluşmasıdır. Bu nedenle gebeler de doktorlar da şartları zorlayarak bu ilk teması gerçekleştirmelidirler. Bu ilk temasın bebeğin ve annenin psikolojisi için çok büyük önemi var.

Bu bölümde kız kardeşimin de doğumundan bahsetmeden geçemeyeceğim. En şaşırdığım durumlardan biridir. Onun doğumunun olduğu geceyi hatırlıyorum ancak sabahını hatırlamıyorum. Kız kardeşim annem tarafından istenmeyen bir bebekti. Hamileliği boyunca annem ben istemedim babası istedi diye söylemişti herkese. O da erkek niyetiyle yapılmıştı. Ancak ben anneme bu kız olacak diyordum. Sezgilerim çok kuvvetliydi. Hasılı 9 ay ben istemedim cümleleriyle geçti ve nihayet doğum zamanı geldi. Sonrasına geçmeden yıllarca kız kardeşim sabahları herhangi bir gürültü ile istenmeden uyandırıldığında inanılmaz derece bağırır ve sanki işe mi gidiyorum ne var bu saatte uyandırıyorsunuz, birine bir şey mi oldu acile mi gidiyoruz diye söylenirdi. Yakın bir zamanda annem yine bu durumdan şikayet edince anneme kardeşimin doğumu başladığında tam olarak ne olduğunu sordum ve bu hikayeyi ilk kez dinledim. Sabah sancılarım tuttu, erken saatti babanı uyandırdım, bağırarak uyandı ne oldu işe mi gidiyorum bu saatte, ne var birine bir şey oldu da hastaneye mi gideceğiz diye bağırdı. Sonra ben korktum ve sadece sancım başladı diyebildim ama ona da kızdı sanki daha önce hiç doğurmadın mı dedi. Annem bunları anlatırken ben kardeşimin sabah uyandırılmasına verdiği aşırı tepkinin tabi ki doğum zamanından olduğunu anladım. Ve bunu kardeşime anlattım, o günden sonra uyandırıldığı zaman öfke ile uyanmadı ve söylenmedi. 

Danışanlarımın hepsine doğum öykülerini sormuşumdur. Anne doğumdayken baba askerde ya da şehir dışındaysa, doğan bebeğin gelecekteki doğumlarında eşi aynı şekilde doğum sırasında başka bir yerde olabilir. Bu öyküyü çok defa dinledim. Her şey kendini tekrar ediyor, biz farkedip aydınlanmadıkça. Eğer doğumda bir anne öldüyse, doğan bebek ya da kardeşlerinde doğumda ölme korkusu olabiliyor ki bu herkesin kabul ettiği bir şey. Eğer anne doğumda utandıysa mahremiyeti çiğnendiyse bebekte ileride utanç duyguları ağrı basabiliyor. Hatta kadın olmaktan oldukça fazla utanabiliyor. Doğum esnasında doktor çok riskli demiş kötü şeyler konuşmuşsa bebek ileri ki yaşamında sürekli risk alabiliyor gözü pek olabiliyor. Çünkü riske rağmen dünyaya gelmeyi başarmış bir bebek o ve her riski ileride yeniden başardıkça yeniden doğuyor. Doğumda anneden ayrı kalan bebekler elbette ki kaygılı, zor uyuyan, anneye yapışık olabiliyor. Anne ölüm korkusu duymuşsa doğumda, bu o bebeğin ilk panik atağı olabiliyor. Ve bunu geleceğe taşıyor. Doğumda anne depresif haldeyse bebek ileride bunu tekrar edebiliyor, tam annesinin onu doğurduğu yaşa gelince depresyona girebiliyor. Anne doğumda çaresizlik yaşamışsa bebeğin ileride yaşadığı sorunların en dibinde hep bu çaresizlik inancı çıkabiliyor. Bir keresinde annesi onu doğurduktan sonra yerde 30 dakika soğukta bekletilen biriye çalışmıştım. Hep üşüyen biriydi ve insanlardan olabildiğince uzak duruyordu. Soğuk mesafeli buluyorlardı çevresi onu. Çünkü o 30 dakika soğukta yerde beklemişti. Başka bir danışanım eşinin çok iyi yemek yapan bir kadınla kendisini aldattığından yakınırken yemek vurgusunu yaptı ilkin, doğum öyküsünde enteresan bir bağlantı bulmuştuk. Annesi onu doğurmak için hastaneye gittiğinde tüm personel yemekteymiş hiç bir doktor bulamadan kapı ağzında hasta bakıcının müdahelesi ile doğurmuş danışanımı. Eğer yemek yenmeseydi, yemek vakti olmasaydı her şey çok daha başka olacaktı anne o çaresizliği hissetmeyecekti. Danışanım yemek konusunda hiç iyi değildi, ev işleri zaten angarya geliyordu. Ve eşinin lezzetli yemekler yapan bir kadına gönlünü kaptırdığını anlatırken bağlantıyı kurabildi. 

Tüm işlerin hep ters gidiyor dediklerinde ilk sorduğum soru ters olarak mı dünyaya geldiniz olur. Hep evettir cevabı. Ters doğumun bile bir hikayesi vardır. Bir bebek insanlığın evrim sürecinden itibaren kafasını çıkararak gelmek varken neden ayaklarını çıkararak gelsindi ki. Ben bunda dik durmak ve direnmek paternini yakalamıştım. Kimseye muhtaç olmadan ayaklarımın üzerinde dimdik durmalıyım inancı vardı bu ters gelen bebeklerde. Bu bazen annelerinin çözülmemiş çatışmasıydı. Anne direnememişse çevreye, dik duramamışsa bebek ters gelebiliyordu. Bazen de tam tersi anneanneden gelen dik durmam lazım, kimseye eğilmemem lazım inancının anneye oradan da bebeğe aktarımıydı. Eğer ters gelen bebekseniz annenize ya da anneannenize bakınız hangisi dimdik ayakta duran güçlü bir kadın? Peki ya siz hangisinin çatışmasını çözmek hangisine destek vermek için ayaklarım yere bassın dercesine dünyaya geldiniz. Böyle bir hukukçu tanıyorum çekirdek cümlesi hep şu olurdu, ayakları yere sağlam basmalı insanın. Ona bir gün ters mi doğdun diye sorduğumda gülmüştü, nereden bildin demişti. Ben de gülmüştüm, bazen hissediyorum demiştim çok deşmek istememiştim. Bir gün eğitimlerime gelen bir hakime anneniz size hamileyken hapse düşen biri oldu mu diye sorduğumda gözleri dolmuştu. Babam haksız yere hapse düşmüş demişti. 

Bizler sadece anne rahminde değil döllenmede hatta çok daha öncesinde programlanabiliyoruz. Beynimizdeki yazılımlar gibi bu programlar. Yani bana göre Marc Frechet hücresel biyolojik döngüler teorisinde çok haklıydı. Ancak bunlar bizi birer robot yapmıyor, tam tersine tekamül sürecimizde birer dönüm noktası oluşturuyor. O noktaya gelince bu neden başıma geldi deyip üzüntüler içinde boğulmak, kendini kahretmek, acının kendisi olmak ya daha çok çatışma yaşamak yerine biraz durup, nefes alıp, düşünmek gerekiyor. Geçmişi tekrar etmek istemiyorsak geçmiş denilen hikayeleri okumak kendimizle bağlantı kurmak ve kendimizi iyileştirmemiz gerekiyor. 

Doğumların daha iyi ve sağlıklı olması için doktorlara ve gebelere çok iş düşüyor. Yapılan bir araştırmada planlı sezaryenle dünyaya gelen bebeklerin ileriki yaşamlarında agresyon, depresyona yatkınlık ve öfke krizleri daha çok gözlemlendiği söyleniyor. Sezaryen gerektiğinde anne ve bebeğin hayatını kurtaran bir operasyon ancak daha hamileliğin başında riskler sayılmaya başlandığı için gebeler korkar oldular vajinal doğumdan. İlla sezaryen olacaksa bir doğum annelere tavsiyem lütfen doğar doğmaz bebeğinizle temas kurun. Hemen teninizin kokusunu alsın hemen göğsünüze yaslansın. Tek başına bu bile bir çok hastalığı önleyecektir ileride.

Evrende tek bir enerji iken ruha dönüşüp sonra bir beden olmak için anne karnına düşmek ve sonrasında bir beden ve ruh bütünlüğü içerisinde bu dünyaya gelmek, uzunca bir yoldan gelmek, sonsuzluktan sonluya düşmek. Doğum sonu olan bir ömrün başlangıcı, bu yüzden doğumlar ne kadar güzel olursa o kadar iyi olacaktır yaşam ve yaşamın sonu.

DOĞUM ’ için 2 yanıt

  • iki sey soracagım musadenizle;
    1- peki ya anne ve anneanne hikayelerine pek ulasılamıyorsa, tespitler yapılamayacaksa? donguyu kırmak yada iyilesme mumkun olmayacak mı?
    2- hamileligimde ve cocugumun dogumunda yasanan sıkıntıları, sebep oldugu o duyguları ve donguleri nasıl kırıp iyilestirecegim?
    elinize, yureginize, beyninize saglık. tesekkur ederim.

    Beğen

  • Annemin beni doğurduğu yaşta ben de ilk kızımı dünyaya getirdim. annem hep anlatır beni doğurtan ebenin bir kolu kırık ve sargıdaymış doğduğum gün. doğumu böyle gerçekleştirmiş. 28 sene sonra benim doğumum ve doğum sırasında kızımın kolunun kırılması… enteresan değil mi 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s