ALERJİ ÖYKÜLERİ

Kendi alerjim en az 20 yıl sürdü, taki kendimin terapisti oluncaya kadar. Kendi bahar alerjime son verdim, kendi üzerimde çalışarak. Bir ayrılık acısıydı benim alerjime sebep olan şey, hiç bir zaman bilinçli olarak hatırlamadığım bir acı… Zihin bu acıyı gömünce bedenim tepki vermişti yıllarca… Nihayetinde geçti…

Ancak son yıllarda biliyorum ki bir çok anne muzdarip çocuklarının alerjik reaksiyonlarından. Çok alerji çalıştım bu yüzden hepsinde hikaye farklıydı ancak ortak duygular vardı; ayrılık acısı, kızgınlık, öfke, korku.

Bu ayrılık bazen annemize ait, bazen babamızın evden ayrılışı, bazen annemizden ayrı düşüşümüz, bazen sevdiğimizden oluyordu. Bazen çok korktuğumuz başa çıkamadığımız bir anda vücudumuz savunma mekanizması olarak o anda alerjiyi geliştiriyordu. Bazen anne babamıza en çok kızgınlık duyduğumuz anların hatırasıydı alerji… Duygular hep aynı… Bizim hatırlamadığımız dönemlerde bize ait olmayan hatırlarda bile olsa…

Beden her şeyi bir şekilde kaydediyor. Biz annemizin karnındayken, annemizin yaşadığı bir ayrılık, bir ölüm haberi, bir kopuş bizim alerjimizin sebebi olabilir. Bilim de artık gösteriyor ki bebek anne karnındayken annenin tüm duygularına maruz kalıyor. Hal böyleyken, annemiz mesela kendi annesinden bir ölümle ayrılık yaşadıysa, ve o ortamda herhangi bir besin varsa, bu besin annemize annesinin ölümünü, o ayrılık acısını hatırlatacaktır hep. Ve biz dünyaya geldiğimizde annemizin karnında aldığımız program zamanı gelince çalışmaya başlayacaktır. Ve bunun adı alerji olacaktır…

Bazen, anne yerine ikame ettiğimiz ablamız evlenirken yaşarız ayrılık acısını. Kına gecesinde fındık fıstık dağıtılmıştır. Ve biz o ayrılıktan sonra farkında olmadan her fındık fıstık yiyişimizde hastalanırız. Adına alerji derler amma velakin bunun adı ayrılık acısıdır.

Bazen biz bebekken annemizden ayrı düşmüşüzdür… Onun sütünün kokusunu özlemişizdir… Süt ayrılık acısı olarak kaydolmuştur bedenimize… Ve bir zaman sonra sevdiğimiz adam/kadından ayrılırız. Bu acı yaşadığımız ilk acıyı tetikler ve o günden sonra süt içemez oluruz. Bazen de bu hikaye çocuklarımıza aktarılır ve süt alerjisi onlarda çıkar.

Bazen hiç beklemediğimiz bir anda ebeveynimizden bir tokat yemişizdir o sırada ortamda bir toz duman hali vardır ve o andaki korku ve ardından gelen kızgınlığı ifade edemediğimizden iş yine bedene düşmüştür. Bedenimiz bu duyguyu toz alerjisi olarak ifade etmiştir. İnsanoğlu yaşadıkça travmatik deneyimlere maruz kalır. Bu deneyimler hep kendini tekrar eder. Taki biz farkedip üstesinden gelinceye kadar.

SÜT ALERJİSİ

Alerji konusu anneleri çok yoruyor, bu yüzden anneler sonunda tüm cesaretlerini toplayıp seansa geliyorlar. Çok da iyi oluyor doğrusu. Çocuklar iyileşiyor. 

Yine bir anne, seansa geldiğinde sizin önceki kitabınızı okudum ve videolarınızı izledik eşimle dedi. Eşine bahsetmiş alternatif bir tekniğin olduğundan ama işte ah babalar, bırak şu işleri hepsi para tuzağı diyorlar dedi. Bu baba da videolarımı izleyince kadar benzer fikirdeymiş. Sonrasında biraz aklına yatmış ve seans almaya karar vermişler. Nihayetinde anne gelip koltuğa oturdu ve sorduğum hikayeleri anlatmaya başladı.

Kırkı çıkmadan süt alerjisi geliştiren bir bebeğin annesi vardı karşımda. Doktorların dediğine göre inek sütüne alerjisi vardı. Anne bebeğini emzirirken ağız kenarlarında bile egzama oluşmaya başlamıştı. Doktor alerjiden demişti fakat ben onun alerjiden olmadığını çok iyi biliyordum. Hamilelik öyküsünden önce doğumdan sonraki döneme odaklandım. Bebek dünyaya geldi ve sonra ne oldu diye sordum. Bebek dünyaya geldikten sonra anne çok hastalanmıştı ve bebekle anneyi ayırmışlardır. Adeta bir karantina gibiymiş oda,  bebek sadece emzirme zamanlarında anneye getiriliyormuş. 10 gün boyunca sürmüş bu işkence. İşkence diyorum çünkü bebek için gerçekten bir işkence bu. Buradan hastanelere sesleniyorum yeri gelmişken, lütfen her ne olursa olsun bebekleri kuvöze koysanız bile annelerinden ayırmayın, mutlaka gün içerisinde anneyle ten tene temas etsin emzirsin. Bir bebeğin şifası annesidir çünkü. Modern tıp artık bedenden çıkıp ruhu da görmeli. Yoksa hastalıklar hiç bitmeyecek sürekli yenileri eklenecek.

Hasılı annenin hastalığı sona erince anneyle bebek buluşunca bir araya gelince bebekte hem egzama hem süt alerjisi başlamıştı. Aylar ama aylar hatta yıllar geçmişti fakat alerji geçmemişti. Ben şimdilik aradığım hikayeyi bulmuştum. Bu tür bir ayrılıkta tabi ki bebek süte karşı alerji geliştirecekti, üstelik egzama için de muazzam bir hikayeydi bu ayrılık hikayesi.

Her zaman aradığım hikayeyi buluğumda daha da gerisine bakmadan seansı bitirmemeyi tercih ederim. Dolayısıyla inek sütü hikayesini bulmam gerekiyordu. Keçi sütüne alerjisi yoktu ama inek sütüne vardı. Peki ama neden? Annenin kendi bebekliğini sorduğumda aradığım temel hikayeyi bulmuştum. Emzirme döneminde neler olmuştu peki? Anne, yeni doğmuş bir bebekken kendi annesi tarlaya ve inekleri sağmaya gidiyor ve adeta bir köle gibi çalışıyordu. Tabi ki sütleri o sürede dolup taşıyor ama bebek o sütlerden mahrum kalıyordu. Gündüzleri anneyi ememiyordu. Bu hikayenin, danışanımın bebeğini etkilemediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Biz buna tam olarak travma aktarımı diyoruz. İnek demek danışanımda kölelik demekti. Köle gibi çalışan bir anne ve üstelik inek sağıyor. Sizin inek sütüne karşı alerjiniz olmaz mıydı bu durumda? Tabi ki olurdu.

Hikayeleri bulduktan sonra anneye evde neler yapması gerektiğini anlattım. Ve bir süre sonra anneden mail geldi, ‘Betül hanım alerji bitti, hatta yoğurt bile yiyor. Size ne kadar teşekkür etsek az’. Ben bir şey yapmadım ki, annenin kendi cesaretiydi bu işi çözen. 

Yine bir gün sonunda ben değişmeliyim diyerek cesaret edip gelen bir anneyle bir görüşme gerçekleştirdik. İnci hanım sanırım artık bende bir şeylerin değişmesi lazım, çok kaygılıyım diyordu gözlerime ürkekçe bakarak. İnci hanım yıllardır çocuğunda bitmeyen bir süt ve yumurta alerjisinden dolayı çile çekiyordu. Görüşmede tabi ki doğumdan sonra bebeğin kuvözde kalıp kalmadığını sordum. Evet kalmıştı. Anne ile bir ayrılık yaşamış ve yeterince beslenememişti. Ancak süt ve yumurta alerjisinde her zaman ebeveynlerimize duyduğumuz derin kızgınlık duylarımız vardır. Bu duyguları bazen görmeyiz ebeveynimize kızgın olmayı günah sayıp bastırırız, kendimizi ifade edemeyiz ve bastırdığımız bir çok şey çocuğumuzda bir semptom olarak ortaya çıkar bir gün. İnci hanımınki de böyleydi. Ona erken çocukluk döneminde her hangi bir ayrılık olup olmadığını sorunca göz yaşlarını tutamadı. Anne ve babası İnci hanım 9 yaşındayken ayrılmıştı. Bu ayrılık İnci hanım ve aile klanında ilk olmamalıydı. Biraz daha derine indiğimizde anneannenin sevdiği adamdan zorla koparılıp başka İnci hanımın babasıyla evlendirildiğini öğrendim. Ve tabi ki aynı şeyi İnci hanım da yaşamıştı. O da annesinin zoruyla sevdiği adamdan ayrılmış başka biriyle evlenmişti. Bu yüzden annesine çok kızgındı. İnci hanımın çocuğu diğer çalıştığım alerji vakalarından çok daha ağır bir durumdaydı. Alerji ilaçlarından dolayı sağlığı bozulmuştu malesef. İnci hanımın kendi bebekliği de hastalıkla geçmişti. Onun bildiği annelik ve ilgi göstermek bir çocuğun hastalığıyla mümkündü. O da anne baba arasındaki çatışmayı bitirmek ve ilgiyi kendi üzerinde toplamak için çokça hastalanmıştı. Karşımda derin hikayeleri olan bir anne vardı, ben çocuk için elimden geleni yapacaktım ancak anne bu derin öyküleri çalışıp iyileştirmeliydi. İnci hanımın tekniklerine ve kendisine çok güvendiğim klinik psikolog bir arkadaşıma yönlendirdim. Çocuğu için yapması gerekenleri söyledim ve sonuç için beklemeye başladım.

ÇOKLU GIDA ALERJİSİ

Yine karşımda doktor doktor gezmekten heder olmuş bir anne vardı. Doktorlar belki böyle bahsetmemden alınabilirler ama ben sadece şahit olduklarımı yazıyorum. 3 yaşında bir evlat annesi vardı yine seansta. Ve çocuğu neredeyse hiç bir şey yiyemiyordu özellikle de kuru yemiş. Hem gaz sancıları hem alerjik reaksiyonlar bitmemişti bir türlü.

Doğumdan itibaren alerjik olduğu için önce annenin hamilelik döneminde özellikle 6. ayda annesiyle ne yaşadığını sordum. Alerjilerde çoğu zaman bir anne teması vardır. Danışanım hamileyken annesini kaybetmişti. Annesi kanserden ölmüştü, ağır ağır hem de… Ve o bir türlü annesinin gidişini kabullenememişti. Annesi ölmeden önce neler yediğini sordum, elbette ki kuru yemiş yiyordu ve öldükten sonra hiç kimse bir daha kuru yemiş yememişti.

İşte aradığım öyküydü bu. Tabi ki çalışmamız bir seansla bitmedi. Bu danışanımı anneden çocuğa aktarımlar gurubuma aldım ve orada devam ettik çalışmaya. Sürekli konuşurken ağlardı ve beden postürü aşağı doğruydu. Yere doğru toprağa, yani anneye doğru… Bir gün ona acıların kadınını oynamayı bırakmasını ve bedenini dik tutmasını söylemiştim. Her oturumda daha da derine inen hikayeler çıkıyordu. Bir seferinde annem benle kardeşim arasında çok ayrım yaptı, bize ayrı ayrı yemekler yedirirdi birimizin yediğini diğerimiz yemezdik demişti. Aynı şekilde şimdi kendisi çocuğuna yemek ayrımı yapmak zorunda kalıyordu. Başka bir çalışmada annesiyle olan ruhsal bağımlılığını bitirmek için onda bir söz bir yemin olduğunu hissetmiştim. Yeminlerini ve sözlerini bitirmek ister misin diye sorduğumda şimdiye kadar kimseye bahsetmediği ve içini yakan bir suçluluk duygusundan bahsetmişti. Kendisi hamileyken annesi ölüm döşeğindeyken şöyle yalvarmıştı, Allah’ım karnımdakini al ama annemi bana bağışla. İşte bu durumdan doğan duygu çocuğu hasta tutmaya yetiyordu. Anne en çok da çocuğunun ölmesinden korkuyordu başından beri. Bu anıyı da şifalandırdıktan sonra çocukta çok önemli değişimler gözlemlenmeye başlandı. Artık eskisi gibi değildi ve yavaş yavaş bir şeyler yemeye başlamıştı. Bu benim çalıştığım en uzun alerji öyküsüydü.

Bir başka çoklu gıda alerjisinde karşıma hiç de beklemediğim bir hikaye çıkmıştı. Bu anneyle seans yapmadım ancak eğitimlerimden birinde Ankara’da eğitim bittiğinde beni ziyarete geldi ve 1.5 yıldır geçmeyen çoklu gıda alerjisi hakkında konuştuk. Ben tabi ki daha travmatik ve duygusal bir hikaye beklerken yüzeysel görünen ama çok daha derin bir program olarak bebeğe yerleşen bir öykü dinledim. Anne yapısı itibariyle korumacı ve kontrolcü bir kadın. Alanını koruma konusunda bir paterni vardı diyebilirim. Hamileyken kayınvalidesinin başka bir bebek torununa annesini dinlemeden sütlü bir çikolata yedirdiğine şahit olan anne o an oldukça sinirlenmiş. Ve içinden şunu geçirmiş ‘bebeği daha şimdiden şeker hastası edecekler üstüne bir de alerji olacak, peki ya benim çocuğuma da zorla yedirirlerse onu nasıl koruyacağım’. Çocuğun alerji olduğu için kimse onu senin istemediğin bir şey yemeye zorlayamıyor değil mi dedim. Evet dedi. Çocuğu koruma programını ve görevini daha anne rahmindeyken ona verdiğinin farkında olup olmadığını sordum. ‘Ama’larla başlayan cümleler sıralanmaya başladı. Anne rahminde annenin çoğu kaygısı çocuğa adeta bir yazılım olarak yerleşebiliyor ve bu aslında çocuğun kendini koruma programına dönüyor. Kim için koruyor bu çocuk kendisini, annesi için annesi adına. Alerji bazen de bir kazanç için gelir hayatımıza. Bizi ve çocuğumuzu bir şeylerden korur. Bir gün bir anne şunu farketmişti alerji sayesinde ayda bir seyahat imkanı buluyordu. Çocuğu doktor kontrolüne getirirken aslında sevdiği şehre geliyordu. Bunu farketmek anneler için oldukça zor ve yüzleşmesi ağır bir durum. Ama şimdi siz de bir düşünebilirsiniz çocuğunuzdaki alerji neye hizmet ediyor?

BUĞDAY ALERJİSİ

Bu vakada 3.5 aylıkken başlayan süt ve buğday alerjisi ile karşı karşıyaydım. Süt alerjisi geçmiş ancak buğday alerjisi geçmemişti. Anne Amerika’daydı ve biz online bir seans gerçekleştirdik. Önce doğum ve sonrasında her hangi bir şekilde bebekten ayrı kalma durumunun olup olmadığını sordum. Öyler bir durum söz konusu değildi. Sıra hamilelik öyküsündeydi. 3.5 aylık hamileyken herhangi bir yolculuk ya da taşınma gerçekleştirip gerçekleştirmediğini sorduğumda aradığım hikayeyi bulmuştum. 3.5 aylık hamileyken Amerika’dan Türkiye’ye ziyaret gelmişti, daha doğrusu mecbur kalmıştı. Ana ocağına gelmişti ve bir süre kalmıştı. Eğer hikaye bu gidiş ise annesiyle ilgili bir problem yaşamış olmalıydı. Annesiyle arasının nasıl olduğunu sorduğumda kalbinde koca kızgınlıklar biriktirdiğini gördüm annesine karşı. Annesiyle aynı evde olmaktan rahatsızlık duyuyor nefesi daralıyordu. O süre zarfında buğdaylı yemek yiyip yemediğini sorduğumda aldığım yanıt tam da beklediğim gibiydi, annesi en çok buğdayla yapılan yemekleri pişiriyordu, özellikle bulgur pilavı. Anneye karşı geliştirilen intolerans vardı belliydi ki, ve beyin bunu buğdayla eşleştirmişti. Çocukluk hikayelerimiz peşimizi bırakmaz, hele annemizle ilişki örüntümüz hep hayatımızı şekillendirir. Anneye kızgın bir annenin, çocuğunda anneme kızgın olmalıyım anneme katlanamıyorum programı olurdu. Ve bu da alerjiye neden olurdu. Olmuştu da. Anneyle çalıştıktan sonra yapması gerekenleri söyledim ancak bu anne dirençli çıktı. Daha sonrasında ne olduğunu bilmiyorum geribildirim yapmadı. Yapmadığına göre iyileşmiştir diye düşünüp önümdeki seanslara bakmaya devam ettim. 

Bir başka vaka gluten alerjisiydi. Eğitimlerime katılan bir genetik doktoru gluten alerjim var demişti. Ben de ona ekmekle ilgili her hangi travmatik bir anısının olup olmadığını sordum. Hatırlayamadı. Daha sonra katılımcılarla birlikte uygulama aşamasına gelindiğinde hakettiğim paraları alamıyorum ve isteyemiyorum bunu çalışmak istiyorum dedi. Doktor hanım ve diğer katılımcı arkadaş birlikte çalışırken ben de destek veriyordum çalışmaya. Para meselesinin altında genelde babamızla ilişkimiz çıkar ve aynen de öyle olmuştu bu çalışmada da. Babasına en çok öfkelendiği bir ilk anısına gittiğinde o gün ekmek almaya gitmiştim 5 yaşındaydım diye söze başladı ve anında daha önce sorumla bağlantı kurdu. Ah evet ekmekle ilgili bir anım varmış diyerek duygulandı. Daha 5 yaşında ekmek almaya gitmişti doktor hanım, 2.99 liraydı ekmek geriye 1 kuruş kalıyordu. Arkadaşı ona ‘ben genelde bir kuruşları atıyorum’ diyerek ona da 1 kuruşu attırmıştı. Ve tabi ki 1 kuruşun bile hesabını yapan bir babası vardı. Eve döndüğünde babası ona büyük bir stres yaşatmıştı. Omuzlarından tutmuş sarsmıştı, elinde ekmek vardı. İşte beyin o anda travma ile etrafta olan bir nesne ile bağlantı kurdurarak alerjisini programlamıştı. O gün çalışmalara ara verip öğle yemeğine gittiğimizde doktor hanım makarna sipariş etti ve afiyetle. yedi. Normalde 20 dakika sonra şişmem lazım dedi ancak barsaklarında hiç bir sorun oluşmadı. Saatler sonra yine aynıydı ve hiç rahatsızlanmadı. Buna gerçekten inanamıyorum, tıp dünyasına anlatsam bana deli derler ama anlatacağım dedi. Evet tıp dünyası artık başını ilaçlardan kaldırıp duygulara bakmalı. Ben de 3 yıldır aynı şeyi söylüyordum.

Bir çok alerji vakası çalıştım. Genellikle annenin hamilelik öyküsünde gizliydi alerji sebepleri ancak bazen kendi ebeveynlerimize kızgınlığımız da alerjiye sebebiyet verebiliyordu. Şunu farketmiştim seanslarda, eğer duygusal bir çatışma ya da travmadan sonra anne alerji oluyorsa artık bebek alerji olmuyordu.

Ebeveynlerin psikolojik çatışması, çocuğun biyolojik çatışması haline gelir der Dr Claude Sabbah. Bu yüzden diyorum ki her hangi bir çatışmanız, acı anınız, unutamadığınız sizi hala rahatsız eden hatıralarınız, kızgınlıklarınız, pişmanlıklarınız her ne varsa içinizde tuttuğunuz bunları artık dışarı çıkarıp bir uzman eşliğinde temizleyiniz. Eğer siz bunu yapmazsanız sizden sonraki nesillerde belirli semptomlar olarak ortaya çıkacak ve bu iş onlara düşecek. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s