Bazen bırakmak iyileştirir

İnsanı hasta eden de iyileştiren de bir ilişkidir derler. İlişki kendi içinde çıkmazları ve çatışmaları olan bir alan biz insanlar için. Hayvanlar ve diğer canlılar da kendi aralarında hep bir ilişki içindeler ancak bir ilişki içinde birbirine en çok zarar veren canlı insanın ta kendisi. Dünyaya doğmadan önce ilk ilişkiyi rahminde büyüdüğümüz kadınla kurduğumuz aşikar. Onun sesi, nefes alıp verişi, kalp sesi, heyecanları, duyguları daha doğmadan bizim kendimizle ve başkalarıyla kuracağımız ilişkiler ağının temelini oluşturur. Dilerseniz yine kendimden örnek vererek bu konuyu açmaya çalışayım. Stres ve korku içinde olan şiddet gören bir annenin rahminde geçirdim hayatımın ilk 9.5 ayımı. Bu da ilişki üzerine benim ilk algılarımı belirledi. İlişki demek stres ve korku demekti. Zor bir doğumla saatlerce süren bekleyişten sonra dünyaya gelmişim. Uzunca yoldan gelen bir yolcu gibi yaslanmak dinlenmek güven duyacağım bir göğüste uyumak elbette benim de hakkımdı fakat o zamanki geleneklere göre emzirilmem anne göğsüne alınmam için 3 ezan vakti beklemem gerekecekti. Hamilelikte annemizin yaşadığı ve bedenimize belleğimize amigdal çekirdeğimize kaydolan her türlü olumsuz duyguyu  belki den en iyi şekilde iyileştirecek etkenlerden biri doğar doğmaz anne teniyle temas etmektir. Ama hepimiz bir şekilde dünyaya geldik. Ve hepimiz bir ilişkiden meydana geldik. Anne ve babamızın bir birlerini ilk görüşte başlayan ilişkilerinin ve sonrasında tensel birleşmenin birer ürünüyüz. Bir ilişkiden hasıl olup bir ilişki içinde var olup bir ilişki içinde hastalanmak işte bütün mesele bu. Sizlere birazdan ilişki hastalıklarından bahsedeceğim ama önce ilişkinin kendisi hakkında biraz daha derinleşelim. 

Doğumumdan sonra biraz ölgün bir anne ile ilişki içinde olmam elbette ki beni biraz durgun, biraz çekinik yapacaktı. Hele bir de babamın doğduğum zaman yüzüme örtülen bebek tülbentini kaldırıp bana bakıp çok çirkin deyip tekrar yüzümü örtmesi beni yıllarca görünmez kılmaya yetmişti. Seçilmemiş, beğenilmemiş, görülmemiş bir bebek olarak bu ilk anları elbette ki tüm hafızalarıma kaydedecektim. Beyaz tenli olmanın geçer akçe olduğu bir klanda kara kuru bir kız olarak dünyaya gelmek benim kendim hakkımdaki yargılarımı da belirleyecekti. Böyle bir çocuk elbette kendisini uzun yıllar, çirkin, sevilmeyen, görülmeyen biri olarak algılayacaktı. Öyle de oldu. Uzunca yıllar sevilmeye, görülmeye ve beğenilmeye değer biri olmadığımı düşünerek masaldaki kuğunun kara yavrusu gibi geçirdim hayatımı. Annem beni teselli etmek için karadır kaysıdır beyler elindedir derdi ama hiç de teselli olmamıştım. Zira benden 7 sene sonra dünyaya gelen kar beyazı kız kardeşimi doğar doğmaz babamın kucaklamasına ve ne kadar güzel bir bebek demesine şahit olduktan sonra kendimle ilgili tüm güzelliğe dair umutlarım birer birer yıkılmıştı. Ama annem yılmamıştı büyüyünce çok güzel olacaktım öyle diyordu. Doğumumdan 40 gün sonra yüzüme bakmaya cesaret eden babam o kadar da çirkin değilmiş diyerek sevmeye çalışmıştı ama ben o günden sonra hep uzak durmuştum. Doğumdan sonraki şişilerim inmiş, annemin rahim kanalında saatlerce kalmamdan dolayı yüzüme yapışan basık burnum dikleşmiş ve siyah upuzun ipeksi kirpiklerim ortaya çıkmıştı. Bu babam için iyi bir şeydi. Başkalarının kızlarıyla kıyaslanmaktan bir nebze de olsa kurtulmuştum. Ergenliğe geldiğimde babamın kızım bana benziyor gözleri çok güzel sözlerine muhatap olmuştum fakat hiç inandırıcı gelmemişti. Babamın benimle kurduğu mesafeli ilişkiye karşın kardeşimle kurduğu yakın, sıcak ve aşk dolu bir ilişki vardı. Fakat bu uzun sürmedi kız kardeşim 9 yaşına geldiğinde babamdan ayrılmak zorunda kaldık. 

Üniversiteye kadar pek göz teması kurmadan, içe dönük biri olarak var olmaya devam ettim. Bir insanın gözüne dimdik bakmak benim için dayanılması zor bir durumdu. Eşimle tanıştığımda onun gözlerine bakabilmiş bu adamdan iyi bir baba olur diye geçirmiştim içimden. Yani bu şu demekti benim iyi bir babam olmadı ama çocuklarımın olsundu. Çoğumuz kendi çocukluğunda eksik olan şeyleri tamamlamak için seçiyoruz eşlerimizi. Bilincimizle bunun farkına varmak çok zor. Tamamen otomatik bir eylem olarak gerçekleştiriyoruz bunu. Ben de kendimi düşünmeden gelecekteki çocuklarım adına bir karar vermiştim. Bu adam merhametli, iyi, şefkatli bir adam, iyi baba olur dedim ve evlendim. Şu zamana kadar seçimimin arkasındaki temel sebebin bu olduğunu görmemiştim. Hep başka şeylerle süsleyerek anlatmıştım evlilik öykümü ya da öyle inanmıştım, asıl sebebi görmemek için. Asıl sebep yüzeyde iyi bir baba seçmek istememdi fakat derinde çok daha başka sebepler vardı. Katıldığım seminerlerden birinde fiziksel hastalıkların psikolojik sebepleri üzerine çalışmaları olan Amerikalı bir doktor çocukluk ve bebeklik dönemimizdeki travmaların ilişkimize ve sağlığımıza nasıl etki ettiğini anlatırken bir anısından bahsettiğinde zihnimde bir çok şey yerine oturmaya başlamıştı. Doktor bir gün şehir dışındaki semineri bitince uçakla şehrine dönmüş havaalanında eşinin gelip kendisini almasını beklemişti. Fakat eşi gelmemişti. Uzunca bir süre bekleyen doktor eve vardığında karısının gelip onu almayışından dolayı 3 gün boyunca yüzüne bakmamış, onu reddetmişti. O zaman 71 yaşında olan doktor bu durum içindeyken bir şey farketmişti. Bu bir şeyin tekrarı demişti ve hatılamıştı, 6 aylık bir bebekken babaannesine bırakılmıştı.

Ailesi onu almaya döndüğü zaman aynı tepkiyi onlara vermişti. Annesinin yüzüne bakmamış onu reddetmişti. Şimdi de havalanında beklemek onu ilk terk edilişi anısına götürmüştü. Doktor kendi hikayesini anlatırken benim hikayem biraz daha aydınlanmaya başlamıştı. Alerjimden bahsederken annemin ben 2 yaşındayken evi terketmek zorunda olduğunu anlatmıştım. Ancak annem döndüğünde verdiğim tepkinin ne olduğunu anneme hiç sormamıştım. O akşam seminer çıkışı anneme gidip sen eve döndüğünde sana nasıl tepki verdim diye sordum. Önceki gün annemle yine tartışmıştık ona çok kızgındım. Anneme aslında hep kızgındım, yıllarca sustuğu için, sabrı katlanmak susmak olarak algıladığı için, bir şeyleri başaramadığı için… Çok kızgınlıklarım vardı ancak en büyük kızgınlığımın onun evi terk edişine karşı olduğunu o gün anlamıştım. Annem şöyle anlattı; 15 ya da 18 gün sonra eve döndüğümde yüzüme bakmadın, kucağıma gelmedin, sana dokunmama izin vermedin, halanı anne bilmiştin hep onun yanına gidiyordun. Anne bile demiyordun. O an zihnimde evliliğimdeki davranışlarıma ilişkin önemli bir şey aydınlandı. Eşim her uzun süreli gidişin ardından döndüğünde aynı tepkiyi veriyordum. Ona sarılmıyordum, yüzüne gülemiyordum, uzak duruyor hatta kaçıyordum. Bunu neden yaptığımı o güne dek hiç anlayamamıştım. Ben de kendi travmamı tekrar etmek için evlenmiştim. Dinamik kurama göre insanlar travmatik deneyimlerle başa çıkmak için 3 yol geliştirirler. Birinci yol travmayı yeniden yaşamamak için kaçarlar, örneğin anne babanın problemli evliliğinde hasar gören çocuk aynı şeyi tekrarlamamak için evlenmeyebilir, bahane olarak da evlilik bana göre değil diyebilir. İkinci yol olarak travmayı telafi edebilirler. Babasının annesini dövdüğüne şahit olan bir erkek çocuğunun evlenip baba olunca babası gibi olmamak için uğraş vermesi iyi bir ilişki kurması ve iyi bir baba olması buna örnektir. Sonuncu yol ise bir çoğumuzun yaptığı gibi travmayı tekrar etmektir. Çünkü bildiğimiz en iyi yol budur. Tekrar ederek çözmek için yaparız bunu ancak bunun bilincinde asla olmayız.

Danışanlarımla hastalıklarını çalışırken hastalıklarının kökenindeki ilk travmatik anıyı yıllar sonra tekrar ettiklerinde aslında hastalığın başladığına çokça şahit olmuşumdur. Bu çok döngüsel bir durumdur. Babanızı erken yaşta kaybettiyseniz ileride sizi terkedecek bir partner seçebilirsiniz. Anne babanız boşandıysa ya da babanız annenizi aldattıysa sizin de evlilik yaşamınızda bunu tekrar etmeniz çok olağan. Ebeveynleriniz tarafından reddedildiyseniz örneğin en başta istenmeyen bir bebekseniz sevdiğiniz kişi tarafından ya da sosyal çevrenizde defalarca reddedilmeniz muhtemeldir. Yani çocukluğunuzda yaşadığınız her travmatik deneyim ve de ilişki örüntülerini yetişkinliğinizde tekrar etmeniz olasıdır. Ben de evliliğimde annem ve babamla kurduğum her ilişkiyi bir bir tekrar etmiştim. 3 yaşa kadar anneyle geçirilen zamandan sonra ondan ayrışmam ve karşı cinsle tanışmam tabi ki babama aşık olmak gerekirdi daha iyi bir ilişki geleceği için. Fakat bu olmadı benim çocukluğumda. Baba korku nesnesiydi dolayısıyla anneden ayrışıp bir erkeğin gözlerinde kendi kadınlığıma şahit olmam mümkün olmamıştı. Bana kadın olmayı da annemle öğrenmek kalmıştı. Yani hem cinsimle öğrenmiştim kadın olmayı ve bu da evlenirken babamdan ziyade ruhsal olarak anneme benzeyen bir adamla evlenmeme sebep olmuştu. Eşimin aşırı şefkati ve merhameti onunla evlenmem için en büyük sebepti. Peki bu başka kimde vardı, tabi ki annemde. Babam tarafından ise çocukken görülmemiş, anlaşılmamış, yalnız kalmış, duygusal ihtiyaçları karşılanmamış biri olarak büyüyünce maddi yükün çoğunu üzerine alarak öncesinde çekirdek ailesine baktığı onların ebeveyni olduğu gibi eşinin de ebeveyni olmuş bir kadındım. Küçük yaşta ebeveynleştirilen çocuklardan biriydim. Annemin her acısını yüklenmiş onunla her şeyimi paylaşmış ve onu hep kurtarma çabasına girmiştim. Anneme karşı duyduğum suçluluk duygusu onun ebeveyni olmama onu hep mutlu etmeye çalışmama sebep olmuştu. Çocukken bana bacağındaki varisleri gösterip bunlar sana hamileyken oldu deyip beni ne kadar acı bir doğuma dünyaya getirdiğini anlatırdı. Ve ben buna sebep olduğum için yoğun bir suçluluk duygusu yaşadım. Hep anneme bakma onu koruma üzerine bir yol aldım. Şu andan bakınca anlıyorum ki  fiziksel hastalıklarla çalışmamın sebebinin çocukken doktor olmak istemem değil de annemin varislerini iyileştirme arzusuydu. Aslında ben danışanlarımla çalışırken bir yandan da o küçük çocuğun annesini iyileştiriyordum. İşte bu de bir çeşit telafiydi. 

Ancak evliliğim telafi edilemez bir boyuta gelmişti. Benim yıllardan beri süren kişisel gelişim sürecim, terapi ve eğitim çalışmalarım beni oldukça değiştirmiş ve iyileştirmişti. Eşimin sürekli uzaklara gitmesi, duygusal ve ruhsal olarak da birbirimize uzak olmamız ve hayata tamamen farklı pencerelerden bakışımız, evlilikte ikimiz için de koca bir yalnızlık demekti. Danıştığımız bir aile terapisti oldu zamanla ancak eşim yine işinden dolayı süreci yarım bırakmak zorunda kaldı. Yüzeyde evet işinden dolayı fakat derinde travmanın bir tekrarıydı bu. Bırakmak ve bırakılmak onun paterniydi. Ancak ben devam ettim, normalde terapist olarak kadınları seçerdim fakat bu sefer bir erkekti terapistim. Başlarda ona agresyon yansıtsam da bunun bir aktarım olduğunu biliyordum ve zorla bile olsa devam ettim. Epeyce bir zaman sonra bu adamın babama ne kadar benzediğini farkettim. Babamla ilişkimin iyileşmesine en büyük katkı onunla geçirdiğim süreç oldu. Fakat bu iyileşme bir ayrışmayı beraberinde getiriyordu. Evliliğimde çok fazla tartışma olmadı ancak son tartışmadan sonra zaten yaşamakta olduğum büyük değişimin de etkisiyle ilişkiyi bitirme kararı aldık. Bir süredir alt bacaklarımdan ayaklarıma kadar ödem toplamaya başlamıştı, korkunç bir bel ağrısı yaşıyordum. Ve tabi ki mantar yine sahnedeydi. Bir ilişki içinde zorlanıyorsanız bedeninizde oluşan en belirgin semptomlardır, ödem, mantar; özellikle vajinal mantar, hemoroid, memede iltihap, alerjik rinit, alerjik astım, öksürük, ve her türlü kaşıntı. Ayrılık kararını alınca hastalıklarım kendiliğinden geçmişti. Eşimle anlaşmalı bir boşanma gerçekleştirdik. Başta kabul etmesi zor olsa da o da yürümediğinin farkındaydı. Fakat çocuklarımız küçük olduğu için tekrar deneme ısrarları geliyordu. Ancak yıllarca ben sizin için babanıza katlandım diyen bir anneyle büyüdüğüm için çocuklarım için değil kendim için bir seçim yapmak istiyordum. Çünkü çocukları hasta eden sebeplerden biri de eşler arasındaki hastalıklı ilişkiydi.

Eğer eşinizle kavga ediyorsanız, bir türlü çözülemeyen bir sorun varsa, birbirinize karşı öfkeliyseniz, çocuklarınızda viral enfeksiyon, ateş, ishal, kusma, astım, kuru öksürük, kbb hastalıkları gibi bir çok hastalık görülebilir. Çocuklar bir ilişki içinde hastalanırlar ve yine bir ilişki içinde iyileşirler. Biz yetişkinler de öyle, bizi hasta eden bir ilişkidir ancak iyileştiren de iyi kurulmuş bir ilişkidir. Çocuklar için evli kalmak çocuklarda suçluluk duygusunu daha da arttırır ve ileride bunun bedelini başarısız olarak mutsuz bir evlilik yaparak ya da başlarına kazalar getirerek kendilerine ödeyebilirler. Çünkü bir çocuk için ebeveyn onun yüzünden o ilişki içinde acı çekmektedir. Bu da çocukta ben annemle babamın üzülmesine, acı çekmesine neden oluyorum düşüncesi yaratır. Ben çocuklarıma bunu yapmak istemedim ve üzülsem de anlaşılmasam da ilişkiyi sonlandırma kararının arkasında durdum. Biz artık karı koca olmayacaktık ama ölünceye kadar onların anne babası olacaktır. Ve bir çocuk için bir arada mutsuz olan ebeveyndense ayrı ayrı olup mutlu olan ebeveyn daha evlaydı. Çocuğu en çok travmatize eden şey boşanmanın travmatik olması ve ebeveynlerin de travmatize olmasıdır. Kavga ederek, suçlayarak, öfke saçarak ayrılmak çocuğu daha çok travmatize eden bir tutumdu. Günlerce annemle babamın boşanma öyküsünü mü tekrar ediyorum diye düşündüm. Evet tekrar ediyordum zaten bu tekrarı gerçekleştirmek için bu evliliği yapmıştım. Ve bu evlilik eski bene hizmet ediyordu. Eski beni oluşturan yapıyı kırıp içinden gerçek beni ortaya çıkarınca bu evlilik içinde kalamayacağımı anlamıştım. 

İlişkinin kötü olması ilişkiyi yaşayanların kötü olmasından değildir. Toplumumuzda bir yanılgı var, eğer ilişki kötüyse iki taraftan biri kötüdür. Bu yüzdendir ki ilk olarak ben kararımı açıkladığımda eşim ben kötü bir adam değilim demişti. Oysa ki kötü olan ilişkidir. İkimiz de iyi insanlardık. Kimseye kötülük yapmayan, kıymet bilen, kendi içinde bir çok iyi özelliği barındıran kişilerdik ancak bunlar iyi bir ilişki kurmaya yetmiyordu. İyi bir ilişki için ilişki içinde iki tarafında duygusal ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu öncelikle. 

Ben yeni durumumla ilgilenirken o sıra sürekli ilişki üzerine danışmanlık almaya gelenler oldu. Ve hepsinde gördüğüm şuydu kadınlar çocukları için bir evlilik yürütmeye çalışıyorlardı erkekler de alışkanlıkları için. Kimse kendi biricik temel duygusal ihtiyaçlarının farkında değildi. Zira bu ihtiyaçlar yaşamımızın ilk yıllarına ebeveynlerimiz tarafından da karşılanamamıştı. Bu da bizi kendimizden uzaklaştırmıştı. Kendimize uzaklığımız partnerimize uzaklığımız demekti. Ben duygusal ihtiyaçlarımın ve kendimin farkında vardıkça bu ilişki içerisinde yanlış yerde olduğumu  anlamıştım… Kendini feda etmeden de ilişki içerisinde sağlıklı bir şekilde kalmanın bir yolu olmalıydı. Ancak o bu ilişki içinde açılacak bir yol değildi. Elbette ki aile terapistimizle görüşerek danışarak çerçeveleri belirleyerek bu üzücü kararı en iyi şekilde nasıl yerine getirebilirize baktık.  Çocuklarımıza durumu açıkladık. Biz artık sadece onların anne ve babası olacaktık ve onları asla terketmeyecek hep yanlarında olacaktık. Ebeveyn bu süreci iyi atlatırsa çocuklar da iyi atlatıyordu. Ancak bunun için mutlaka bir destek alınmalıydı. Boşanmak bir ailenin parçalanması olarak görülmemeli, ailenin farklı bir şekilde yapılanması olarak algılanmalı. Böylelikle boşanma travmatik bir deneyim olmaktan çıkar. Saygı ve sevgi çerçevesi içinde boşanılabilir. Bunu seçebiliriz. Bu seçim çocuklarımızın daha sağlıklı bir şekilde durumu kabullenmesini sağlar. Boşanmada dava açılmadan çocuklara durum açıklanmamalı. Ve çocuklarla anne aynı evde kalmalıdır, nesne sürekliliğinin bozulmaması adına. Bu süreçte anne ve baba sık sık söz verip sözlerini tutmalılar ki çocuklar bu ayrılığı kendileri ayrılıyormuş gibi içselleştirmesinler. Onlar her zaman anne babanın yanlarında olacağına emin olmak isterler. Biz bu yolu izledik eşimle. O evlenme amacımda olduğu gibi iyi bir baba oldu, ben de iyi bir anne oldum. Şimdi çocuklarımız bir şeyler yolunda gitmediğinde önce çözmeyi ama çözülmeyen şeyi bırakmayı öğreniyorlar bizim sayemizde. 

Bazen tutmak kanatır elimizi bu yüzden kimi zaman iyileşmek için bırakmak gerekir…

Yaşadığımız hiç bir olay yeni olmuş, orjinal bir olay değildir. Mutlaka geçmişte programlanmış bir programdır ve bu tekrar tekrar karşımıza çıkar. Bu program bazen kendi geçmişimizde bazen de ebeveynlerimizin öykülerinde saklıdır ve bize aktarılmıştır. Biz bu programların dilini çözüp düzeltmedikçe kendini ömür boyu farklı kişilerde ve zamanlarda tekrar edecektir. Ve biz olayın o andaki kişilerle ilgili olduğunu zannedip üzüleceğiz. Oysa ki her şeyin tohumları çok daha geçmişte atılmıştır. 

Şimdi artık eski sıfatını başına koyacağım eşimin de benim de önümde yeni bir dönem vardı. Bizi neler beklediğini bilmiyorduk ancak acı verse de kendimiz olarak yaşamayı seçmiştik. İkimiz de bir ilişkinin yasını tutup yeniden yola koyulacaktık. Kendimiz olmak bazen acıtır fakat bu acı da ruhu büyütüyor bizi özgürleştiriyordu.

‘İnsanı iyileştirecek şey kendi iç eczanesidir’ Hipokrat

Kasım 2018

Bazen bırakmak iyileştirir’ için 3 yanıt

  • paylastiginiz icin ve bukadar derinden bizimle iletisim halinde oldugunuz icin tesekkür ederim. bir süredir tavsiye ettiginiz üzere hasan bey ile terapi sürecindeyim. bosaniyoruz ve neyseki cocuk yok .. sevgiyle kalin. allah yar ve yardimcimiz olsun.

    Beğen

  • hep kactıgım sey carptı yuzume. bu evlilikten cıkmak zorunda oldugum. gordugum sey yapılabiliyormus oldugu ve yapılmasının gerekliligi.
    ne guzel dogallıgınız, selametle..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s