Mükemmel değil yeterli bir ebeveyn olmak (2.kısım)

Bir önceki yazını devamı

“Merhaba hocam nerden başlayayım bilmiyorum ama yazmak istedim. Temmuzda eğitiminize katılmıştım. Fizyoterapistim ama eğitime kendimi şifalandırmak için katılmıştım çünkü eğer kendimi şifalandırmazsam bi başkasına faydam olmayacaktı. 24 yaşındayım ama bunun kaç yılını kendim için yaşadım bilmiyorum. Çok şükür dün kendim için yaşamaya niyet ettim ve yıllardır neden hep en iyisi en mükemmeli olmak zorunda olmam gerektiğini  anladım. Bir çok şeyi 9 yıl önce kaybettiğim babama bağladım ama esas kaynak orada değilmiş çok daha geçmişe gitmek gerekiyormuş. Eğitiminizde kazandığım en önemli şey farkındalıktı. Yaşadığım olaylara tekrarlayan şeylere daha farklı bakmaya başladım çok şükür. Şimdi gelelim dün çözdüğüm beni hayatta en çok sıkan olaya başı ta anne rahmine kadar gidiyor. Hayatımda 3 kez çok yakın olduğum daha doğrusu ruh eşi diyebileceğim 3 arkadaşımı saçma sapan nedenlerden dolayı hayatımdan uzaklaştırdım. O dönemde kendimde anlam veremiyordum ama bilincim saçma sapan bahaneler buluyordu.  Ve ilginçtir farklı zamanlarda olan bu 3 ayrılık, kişilerle tanıştıktan can ciğer olduktan yaklaşık 7. aya doğru gerçekleşiyordu. Peki nedeni neydi?  Ben 7 aylıkken annem beni babaannem ve halama bırakıp 2 haftalığına abimle hastaneye gitmişler. Bana ninem ve halam bakmış. Annem 2 hafta sonra geldiğinde e haliyle çok özlemiş tam kucaklamak istediğinde yüzümü çevirmişim günlerce hiç bakmamışım yüzüne. Belli ki 2 hafta beklemişim baktım gelmiyor,  sanırım terk edildim diyip kırılmış, küsmüş, öfkelenmişim. Ne öğrenmişim ben bu olaydan peki gerçekten çok sevdiğim birisi hayatıma girdiğinde o beni terk etmeden onu hayatımdan bi bahaneyle çıkartmayı, buz dağına dönmeyi. Üniversitede hocalarımız eğer doku yaralıysa vücut onu korumak için kaslara spazm emri verir demişlerdi bende kırılan kalbimi  korumak için bu yolu seçmiştim. Hastaneye gitmeler çok sıklaşmış bana genelde babaannem ve halam bakmış o kadar ki bi  dönem babanneme anne anneme öteki anne demişim. Annemle aramız çok iyidir,  kendimi hep çok şanslı hissederdim küçükken böyle bi annem olduğu için bana verdiği sevginin farkındaydım ve onu kuzenlerimden bile kıskanırdım. Belkide hep korktum beni tekrar bırakmasından. Sonrasında yaz tatillerinde beni köye dedemlere gönderirilerdi bu bana iyi gelmezdi bilirdim ama gitmeyeceğim diyemezdim, desem belki göndermeyeceklerdi farkındaydım ama ben farklı bi yol seçmiştim bilinçaltım belkide intikam almak istiyordu. Çünkü küçükken beni defalarca bırakmıştı annem şimdi sıra bendeydi ama yine en çok acıyı kendime çektiriyordum. Sonra lise dönemi geldi merkezde bi anadolu lisesi olmadı ilçede oldu ve ben gitmekte ısrarcıydım en büyük destekçim babamdı, ama annem hiç istemiyordu. Bir gün ağlayarak merkezde bi sağlık mesleğe gitmemi istediğini söylemişti ve ben gitmekte kararlı olduğumu hemşire olmak istemediğimi söylemiştim. Gittim, her şey çok daha kötüydü her şeye sıfırdan başlamak için belkide uygun bi çocuk değildim. Bir ay kimseyle nerdeyse muhattap bile olmadım telefonda kendimi tutar kapatınca ağlardım çünkü ben istemiştim böyle olmasını, dediğim gibi artık ben annemi bırakıp gidiyordum. Sonra üniversite dönemi geldi yine farklı bi şehir  ve yine her şeye sıfırdan başlamak gerekiyordu bir şeyler tekrarlıyordu yine. Geçen yıl oda arkadaşlarımla sinemaya gittik 4 kişi çok yakındık. Dönüşte ikisi önden çıkmıştı biz biraz geç çıkmıştık salondan, onlar lavabodadırlar diye epeyce bekledik sinemanın kapısında. Aradan 10-15 dk geçtikten sonra bizi aradılar ve biz otobüse bindik yurda gidiyoruz dediler. Ben şoke olmuştum, nasıl böyle bişey yapabilirlerdi ki yurda gittiğimde hiç yüzlerine bile bakmamıştım çünkü çok sinirliydim onlara ama onlara göre de ben çok abartıyordum ne vardı ki bunda. İçlerinden biri benimle konuşmaya çalışmıştı ve ben  bağırarak nasıl böyle bişey yaparsınız biz aile gibi değil miyiz burda demiştim. Evet belkide çok abartılıcak bişey yoktu ama bu kız terkedilmeyi hiç mi hiç sevmezdi siz onu bırakıp gitmiştiniz, o bu sefer 2 hafta beklemedi 10-15 dk bekledi ama yine çok kırılmıştı. Peki başka neler oldu o olaydan sonra? Ben kendimi şimdiye kadar dostum dediğim insana bile açamadım,  çünkü kendimi açıp anlatırsam belki beni sevmez yanlış bişey söylerim ve benimle arkadaş olmak istemez diye düşünürdüm. Bazı geceler obsesifçe o  gün ne konuştuğumu ne söylediğimi düşürdüm tek tek, acaba yanlış bişey söyledim mi benim hakkımda ne düşündü? Bu o kadar zor ve yorucuydu ki ama bu kız, tekrar aynı şeyleri yaşamamalıydı kabul görmeliydi. Bu yüzden susmalıydı kendini ifade etmemeliydi. 

Birde tabi anne karnında da istenmemiştim. Çok denemiş annem düşürmeyi çok ilaç içmiş bişey olmamış Rabbim korumuş ama olan olmuş bana. Anlayacağınız hocam öyle zormuş ki benim işim, o anne rahminde öyle kasmışımki kendimi tutunmak için yaşama, doğduktan sonrada devam etmiş çok geç ifade etmeye başlamışım kendimi. İlkokul 2.sınıfa kadar dilimden bir abim anlarmış. Bu kısmı daha çalışmadım, bir gün onuda inşallah. Ben konuşamadıkça sinirlenir dilimi asılırmışım doktor kendiliğinden düzelir bitişiklik var demiş  ve düzelmiş sonra. Dünyaya geldiğimde ne yapmışım peki hayata sıkı sıkı tutunmak kabul görmek sevilmek için mükemmel olmayı seçmişim. Yaptığım her işte mükemmel olmayı hep takdir almayı öncelemişim. Çünkü ancak o zaman kabul edilirim diye düşünmüşüm. İlkokulu dereceyle bitirdim, sonra lisede ilk defa yarım puanla takdiri kaçırdığımda ne kadar üzüldümü ağladığımı anlatamam. Aslında problem takdir değilmiş şimdi anlıyorum.

Hayatıma girmek isteyenleri hep reddettim. Aslında kötü oldukları için değil, ben kendimi açmaktan korkmuştum hep.  Ya giderlerse ve üzülürsem. Bazen kendimize sormamız gereken soruları karşıdaki kişi tıpkı bir ayna gibi bize sorar ya hani, bir arkadaşım ilerde kocan seni aldatırsa ne yaparsın demişti . O soru karşısında donmuştum ve hiç bişey dedim sadece giderim. Allahım bu ne güzel bi ilim böyle gerçekten . Bilincinize gelmeyen farkındalık kaderiniz olarak geri gelir. Ben farkındayım artık Allahım bunların hepsi kaderim olmaktan çıksın senin ışığında şifalansın. Neyse hocam çok sıktım sizide ama dün çok ağladım ama bu defakiler  şifa gözyaşlarıydı.

Rabbim şifamızı arttırsın…

Allah razı olsun…

Muhabbetle kalın..’

Çocukken yaşadığımız her duygusal acı ilmik ilmik bir sistem örer zihnimizde. Bilinçaltımızda bir çok model oluşur. Ve yetişkinliğe doğru kurduğumuz her ilişki de  geçmiş duygusal acılarımızı hatırlatan şeyler yaşadığımızda tüm modellerimiz açığa çıkar. Korku, kaygı, öfke, çaresizlik, değersizlik gibi duygularımız saçılır etrafa. O dönemlerde duygusal ihtiyaçlarımız karşılanmadığı için elimizde ne varsa ortaya koyar tüm çocukluğa ait savunma mekanizmalarımızı devreye sokarız. Bu mekanizmalar bazen davranış, bazen ruhsal bir hastalık bazen de fiziksel hastalıklar yoluyla kendini su yüzüne çıkarır. Evet bir çok fiziksel hastalık aslında bizim hayatla başa çıkma modelimizdir. Bunlara en iyi vereceğim örneklerden biri çocukluktaki burun kanamalarım ve yetişkinlikteki alerjik rinitimdir. İşte size enteresan bir hastalık öyküm daha.

2009 yılında bir alerjik rinite tutuldum. Tutuldum diyorum çünkü tam bir tutulma yaşıyordum. İş hayatımda baskıcı bir patron vardı ve ben asla kendimi ifade edemiyordum. O dönem hiç nefes alamamaya başladım üstelik burun etlerim de oldukça büyümüştü. Kısa süreli bir tedaviden sonra burun etlerimi aldırmadan iyileşmeyeceğimi düşünerek bir doktorun kapısını çaldım. Ve o sene burun eti ameliyatı oldum. Sonradan öğrenecektim ki doktorum etleri alayım derken burnumda ne var ne yok silip süpürmüştü. Yıllar geçtikçe burnum deforme olmaya başlayınca bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başladım. O sıralarda akrabalarım da burnumun çok değiştiğini söylediğinde artık daha fazla dayanamayıp bir estetik cerrahın yolunu tuttum. Doktor beni görür görmez ameliyat geçirdiğimi anlamıştı zaten. Biraz burnumu inceledikten sonra etlerle beraber burun desteğimin de alındığını söyledi ve burnumdaki deformasyonun yıllar geçtikçe devam edeceğini söyledi. O halde ben bunu durdurmalıydım. Çok fazla cesaretim olmasa da ameliyat olmaya karar verdim yeniden. Fakat bu ameliyatın beni ruhsal anlamda iyileştireceğini hiç tahmin etmemiştim. Kendi alerjim üzerine çalışırken alerjik rinitim de iyileşmişti elbette ama belli ki burnumun isyanı devam ediyordu. Babam tam 3 kez burun eti aldırdı. Bir türlü kurtulamadığı alerjik riniti vardı. Çocukluğumda onun burnunu sargılı gördüğüm çok olmuştur. Bazen öfke duyduğumuz bazen de aşırı düşkün olduğumuz ebeveynlerimizin alanına takılı kalırız. Ben uzunca bir süre babama duyduğum öfke nedeniyle onun hastalıklarını tekrarlamıştım. Ameliyat günü gelip çattığında sosyal medyada resmini görür görmez tereddüt etmeden seçtiğim doktorumun ellerine teslim ettim kendimi. Ameliyatım tam 2 saat sürdü ve çıktığımda uzunca bir süre kendime gelemedim. İlk bir haftayı kan kokusu pıhtı yutkunması ile yatakta geçirdim. Ancak bu koku ve bu tat beni çok gerilere götürdü. Kendimi bildiğim günden tam 16 yaşına varıncaya yani biz babamdan ayrılıncaya kadar burun kanamalarım hiç eksik olmadı. Burun babayla ilişkili bir organdı ve kendimi babamın karşısında değersiz hissettiğim için burnum kanar dururdu. Ancak işin enteresanı babamla sadece burnum kanadığı zaman yakın olurduk. Bu da burun kanamalarından benim bilinçaltımın sağladığı ikincil kazançtı ve sırf babamla yakın olmamı ondan şefkat alabilmemi sağlamak için burnum kanamaya devam ediyordu. Burnum her kanadığında neredeyse litrelerce kan kaybederdim halisünasyon görme derecesine gelirdim. Ama olsundu babam bana şefkatle dokunuyor tedavi ediyordu, bu bana yetiyordu. Beynim burnumu kullanarak bir kurtarma mekanizması geliştirmişti. Burnum babamın üzerimdeki baskısını azaltmak için kanıyor ve aynı zamanda bundan kazanç sağlıyordu. Peki yetişkinlikte babam hayatımda yokken babam türevindeki patronuma karşı burnum ne yapacaktı? Kanamak yerine önce çılgınlar gibi akacaktı sonra tıkanacaktı. Sembolik bir kanamaydı bu. Çocukluktaki baş etme mekanizmam devredeydi. Babamın bir kopyası olan bir patronla çalışınca bedenimin elinden gelen bu hastalığı üretmekti. Son ameliyatımdan sonra iyileşme sürecim boyunca babamla ilgili rüyalar gördüm. Ancak bu sefer hiç biri kabus değildi, babamla yetişkin parçam temas kurmaya başlamıştı. Sahi size içimizdeki parçalardan bahsetmedim. İçimizde üç parça  olduğu söylenir. Yetişkin, çocuk ve ebeveyn parçalarımız. Bunlar da ilişkilerimizde aktif rol oynar. Ebeveyn parçamızla hareket ediyorsak sürekli, nasihat, cezalandırma, yönetme, kontrol davranışları sergileriz. Çocuk parçamızla hareket ediyorsak, küseriz, kavga ederiz, suçlarız, kopmalar yaşarız. En az başvurduğumuz parçamız yetişkin parçamızdır. Çünkü onun ortaya çıkmasını diğer parçalarımız engeller. Bu da bizim baş etme mekanizmalarımızdandır. Hasılı ben kendimi bilmeye başlayınca kadar ebeveyn ve çocuk parçalarımın yer değiştirip durduğu bir senaryoda oynadım. Sonra senaryoyu bozup kendim yazmaya yetişkin parçama ulaşmaya karar verdim. Ve babamla ilk kez rüyalarımda yetişkin yetişkine bir ilişki içerisine girdim. Bu benim için bir iyileşme belirtisi sayılırdı. Bu süreçte alerjik rinitimin kökenini de daha iyi anlamış oldum. Ben hiç babamın çocuğu olmak istememiştim, onun gibi bir babam olsun istememiştim. Bu nedenle onun çocuğuyum ama istemiyorum çatışması ben de ileride ortaya çıkacak olan alerjik riniti programlamıştı. İş hayatımda da aynı çatışmayı yaşamıştım. Bu iş yerinde çalışmaya mecburum ama bu patronun elemanı olmaktan rahatsızlık duyuyorum diyordu içim. Babam da kendi babasının çocuğu olmayı hiç istememişti çünkü onun babası da annesine şiddet gösteriyordu. Ve böylece nesiller boyu akıp duruyordu bu örüntü. Ben babamı kabullenmeye başladığımda hastalığım yavaş yavaş geçmişti. Ancak bu ameliyat süreci onunla daha çok içsel bir temas kurmama ve daha çok kabul etmeme vesile oldu. Ben ilk kez kendimi bu kadar babamın kızı olarak hissediyordum. Ona yıllar öfke duymuş iyi yanlarını da görmemiştim. Dolayısıyla öfke duyduğum için negatif aktarımlarını miras alıp onlara sahip çıkmıştım. Ancak ne zamanki bu öfkem dindi ve ben onun iyi yanlarını da kabul etmeye başladım işte o zaman tutunduğum o iyi yanlar beni bir basamak daha üste taşıdı. Ben bu adamın kızıydım, bir çok iyi yönümü hatta sevdiğim yönümü ondan miras almıştım. Kötü miraslarını reddedip iyi miraslarını kabule geçtiğimde ruhsal tekamülümde daha çok ilerledim. İşte bu ameliyat süreci de benim bu kabul sürecimin son basamağını oluşturdu.  Tabi ki sadece babamla ruhsal temasım değil annemin benimle tekrar anne çocuk ilişkisi içerisinde temas kurması da beni yeniden dizayn etti. Onun ebeveyni gibi davranmaya o kadar çok alışmıştım ki, iyileşme sürecimde yeniden bir bakım alma ve annemin çocuğu olma sürecine girince bir çok şey değişti zihnimde ve ruhumda. Ve bir gün 3-6 yaş dönemimi sembolize eden tam bir iyileşme rüyası ile uyandığımda artık bir çok şey geride kalmıştı. Üstelik kızım da bu süreçte birden kendi kendine tuvalet eğitimini tamamladı. Ben hiç başlatmamıştım bile. Fakat benim içimdeki çözülme, bütünleşme ve tamamlanma onu da harekete geçirmiş kendiliğinden tuvalet deneyimlerini halletti. Bu benim için şaşırtıcı bir durum olmuştu. Hiç uğraşmadan bir tuvalet eğitimi başlamış ve kendiliğinden tamamlanmış olmuştu. 

Yeterli ebeveyn olmak nedir diye sorarsanız bana, işte bu şekilde kendini iyileştirmektir derim. Yeterli bir ebeveyn olmak için aşırı korumaya, aşırı düşünmeye, aşırı çabaya, aşırı sevgiye gerek yoktu. Bir çiçeği çok suladığınızda ölüyordu az suladığınızda da. Bazen aşırı sevgi de çocuğu travmatize edebiliyordu. Bu yüzden ebeveynliğin temeli kişinin kendi geçmişi öykülerini bir bir açıp yaralarını iyileştirmesiydi. Çünkü çözülmemiş her travma ruhsal enerjiyi emer, enerji bitmeye dengesizleşmeye başlayınca depresyon girer hayatınıza. Anne eğer geçmiş travmatik deneyimlerinden dolayı kaygılı bir anneyse bebeği beslerken bu kaygı bebeğe geçer ve bebek beslenme problemi yaşar. Anne kendi kaygı ve endişelerini dindirip çocuğun fiziksel, ruhsal, duygusal ihtiyaçlarını  anlayıp gidermedikçe problem devam eder. Sadece anne mi elbette ki baba da bir bakım veren olarak ilk andan itibaren bebekle/çocukla temas halinde olmalı ve bakım sürecine saydığım ihtiyaçların karşılanması adına sahada olmalıdır. Çocuk bakımı acele ile hareket etmeyi değil doyumla dinginlikle hareket etmeyi gerektirir. Çocuk bu dinlendirici doyum içinde büyüdükçe hayatın keyfini alır. Ancak bunun için önce kendi sorunlarını çözmüş iyi bir ilişki içinde olan bir anne babaya ihtiyaç vardır. 

Anne baba aynı zamanda erkek ve kadın olarak kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılıyorlarsa zaten bebeğe de gerekli bakımı verebilir. Çocuk bu gerekli bakımı aldığı zaman ben bakılmaya değerim ve dış dünyaya güvenebilirim inancı gelişir. Öz değerlilik ve öz saygının gelişiminin yanı sıra dünyanın da güvenilir olması çocuktaki bütünlük ihtiyacını karşılar. Bir çocuğun ihtiyacı çok yemek yemek değildir, harika okullar, harika oyuncaklar, kurslar, disiplin, katı kurallar, değil ebeveynin kendi iyilik halidir. Bir ebeveyn ancak kendi iyilik halinden kendi iyi deneyimlerinden çocuk için neyin iyi olduğunu bilir. Öbür türlü çocuklarımızla ilişkimiz bizim çocukluğumuzu tamir ve telafi etme çabasıyla uğraş verdiğimiz kendimizi heba ettiğimiz ya da kendi çocukluk acılarımızı tekrar ettiğimiz bir arenadana başka bir şey olamaz. 

Yeterli ebeveyn olmak sezgilerine güvenmektir kaygılarına endişelerine değil. Pedagoji kitaplarındaki idealize edilmiş çocuk yetiştirme ve ebeyen modellerinin çok daha ötesindedir gerçek hayatta bir ebeveyn olmak. Yeterli bir ebeveyn olmak ebeveyn olarak kendini yeterli hissetmek yetişkin ve çocuk açısından çok önemlidir. Çocuklar ebeveynlerinin duygularını sünger gibi emerler. Siz istediğiniz kadar hissettirmemeye çalışın beyinden beyine bir yol vardır ve sağ beyin sürekli ebeveynin beyninden gelen sinyalleri kayıttadır. Ebeveyn olarak kendi duygularınızı sorunlarınızı iyileştirip çözümledikçe çocuk doğal ortamında kendiliğinden yetişmeye başlıyor. Böylelikle kontrolden uzak ancak kontrollü bir şekilde büyüyorlar.

Dilerseniz biraz başa dönelim. Yeterli bir ebeveyn olmak için neler yapmalı? Hamileliği yeterince huzurlu geçirilmeli. Eşler arasındaki ilişki sorunu varsa uzman desteği alınmalı. Doğuma sahip çıkılmalı, doğumdaki istek ve öncelikleri anne adayı belirlemeli. Öncelikle doğum eğitimlerine katılmalı doğum hakkında bilgi almalı. Sonra da sonuna kadar doğal gidişine bırakarak bebeğin dünyaya geliş zamanını seçmeyi bebeğe bırakmalı ve doğumdan hemen sonra ten tene temasta bulunmalı. En az ilk 1 yıl ve tabi ki ideal süreç olarak ilk 2 yıl bebeğe anne bakım vermeli. Mümkünse çalışmaya bu dönemlerden sonra başlanmalı. Bebekte nesne sürekliliği oluştuktan sonra iş hayatına geri dönülmeli. Tuvalet eğitimi erken yaşta başlamalı diye tedirgin olmamalı. Çocuk kendisini hazır hissettiğinde eğitime başlanmalı ve asla cezalandırma, tehdit, çiş kaka üzerinden iktidar savaşı verilmemeli. Çocuğun mutlaka kendi odası kendi sınırları olmalı. Emzirmeden dolayı aynı yatakta uyumak annelere daha kolay gelse de mümkün olduğu kadar çocuk kendi beşiğinde de uyumalı. İlk 6 ayda elbette anne yanı beşik kullanmak hem çocuk hem anne açısından faydalı. Baba her dönemde aktif olarak çocuk bakımına katılmalı ve çocukla oyun oynanmalı. Ancak burada da dengeyi kaçırmamalı oyunda çocuğun kendi isteği kendi kurgusu olmalı. Çocuk oyunu anksiyetesini gidermek için değil keyfini sürmek için oynamalı. 3 yaş ayrışma ve özerkleşme yaşı. Anne artık çocuğu babanın güvenli kollarına hiç kaygı duymadan bırakmalı. Çocuk erkekse baba çocuğu eleştirmeden onunla oyunlar oynayarak bir kahraman gibi rehberlik ederek anneye bırakmayarak zaman geçirmeli. Artık kadınlara özel hizmet veren bir çok yerde erkek çocukları da görür olduk. Manikür salonlarında, pilates merkezlerinde gördüğüm erkek çocuklarının sayısını ben bile unuttum. Erkek çocuklarınızın yeri manikür salonları kuaförler pilates salonları değildir. Bir çocuk eril enerjiyi babadan ve erkek çevreden alır. Eğer gerçekten erkek kimliği ile barışık olsun istiyorsanız öncelikle ona iyi bir rol model olmanız ve tabi ki oğullarınızı kadınların alanlarından artık erkeklerin alanlarına çekmeniz gerekiyor. Kız çocuklarında ise 3 yaş ve sonrasında baba yine aktif devrededir. Bir kız çocuğunun anne den babaya kadın olarak kendini bir erkeğin gözünde tanımaya anlamlandırmaya başladığı yaştır 3 yaş. Takma takıştırma giyinme süslenme merakı başlar ve kendini babaya beğendirmeye çalışır çünkü gelecekte babasıyla evlenecektir bu kız çocuğu. Ancak bir çok danışanımdan duyduğum şey şu olmuştu ‘daha 5 yaşındaydım oje sürdüğüm için babam beni cezalandırmıştı’ kimi ise makyaj yaptığı için tokat yemişti suratına. Benim dönemimde dünyaya gelen kızların babalarının belki de ortak korkusuydu kızlarının kötü yola düşmesi ve makyaj bu yola açılan ilk adımdı onlara göre. Ben de aynı yaşlarda oje ve makyaja meraklıydım ancak defalarca babamdan azar işittim. Son teşebbüslerimden biri 6 yaşındayken mahallemizce ‘sarı kızlar’ lakabı verilen alt katımızda yaşayan çalışan bir kaç genç kızın çöpe attığı ojeleri alıp gizlice tırnaklarıma sürmek olmuştu. Akşama azarı işitmiştim. Ama yılmamış bir gün anneme bana makyaj yap diyerek kendime makyaj yaptırmıştım. Babam eve gelince beni çok beğenecekti bundan emindim fakat durum hiç de beklediğim gibi olmamıştı. Beni görür görmez yüzünü ekşitmiş hemen makyajı silmemi istemişti. Bu basit gibi bir şey görünse de bir çocuk için travmatik bir deneyimdir. Bu bir kız çocuğu için kadınlığının kabul edilmemesi onurlandırılmamasıdır. Bu neden kadınım ki sanki, değersizim, çirkinim inançlarının oluşma aşamasından biridir. Biliyorum bir çok benzer hikayeyi bu topraklarda bir çok kadın yaşadı ve hala bir çok kadın makyaj yapmaktan imtina ediyor. Babalarımızın en korktuğu şey günün birinde bizim de en korktuğumuz şey haline geldi çünkü. En büyük korkumuz artık kötü kadın olmaktı. Ve sırf bu olmasın diye bir çok kadın anorgazm ve cinsel isteksizlik yaşıyor ve kimseyle paylaşamıyor bunu.  Şimdi anlıyor musunuz bir babanın kız çocuğunun hayatındaki kritik önemini. Bir babanın tavrı davranışı demek o kız çocuğunun kadınlığının ilmik ilmik o yönde örülmesi demektir. Bir çok baba kızlarından uzak dururken bir çok baba da istismara varacak kadar yakın oldu kızlarına. Babalarla ilgili çok öyküler gelip geçti seans odamdan. Orta yol, sıratı müstakim denilen şey bu dünyada aslında. Öldükten sonra o yol, kıldan ince kılıçtan keskin üstünden geçeceğimiz yolu aslında bu dünyada geçiyoruz. Bu dünyada bu dengeye ulaşamazsak bu acı içinde zaten öldükten sonra da ruhumuz için azap olacaktır. Cenneti de cehennemi de bu dünyada oluşturuyoruz.  O halde fırsatımız varken neden cehennemimizi cennete dönüştürmeyi denemiyoruz. 

Kız çocukları için yazdıklarım erkek çocuklar için de  geçerlidir.  Bir baba bazen annenin kuramadığı bağı kurarak çocuğun tüm hayatına etki edebilir. Bir baba, erkek çocuğu için hayatın ta kendisidir. Erkek çocuğu için cinsel rolü ve sosyal kimlikleri babasıyla kurduğu ilişkinin motiflerinde ilmek ilmek işlenmiştir. Baba güçlü olmalıydı elbette anma aynı zamanda şefkat timsalı de olmalıydı. Kahraman olmalıydı zaman zaman oğlunun cesaretine övgü yapıp onu öne doğru itmeliydi. Bir baba ‘senden adam olmaz değil’ dememeli ‘senden öyle adam olur ki benden de iyi olur’ diyerek oğlunun gelecekteki tüm girişimciliklerini şimdiden desteklemeliydi. Bilek güreşinde iki kez yenmeli bir kez yenilmeliydi baba. Bir oğul babadan korkmadan saygı duyarak büyüyebilmeliydi. Bir erkeğin kadına nasıl davranacağını  babasının annesine davranışından öğrencekti. Ancak bir baba bir oğulu annenin kanatları altından alıp uçurabilirdi. Babalar çocukları annelere itmemeliydi. Bir baba anne kadar yakın olabilirdi anne kadar arkadaş ve candan. Korkulan bir baba bir oğul için anksiyete demekti ve sosyal çevresinde bu anksiyeteyi hep hissedecekti. Babasının yanında elini kolunu nereye koyacağını bilmeyen bir oğul müdürüyle de patronuyla da konuşurken ne diyeceğini bilemeyebilirdi. Benim babam deyip onun şahaneliğini överken onun gözünde kendi şahaneliğini görebilmeliydi bir oğul. Babasından tokat da yememeliydi tokat gibi sözler de işitmemeliydi. Soyut ve somut tokat da beyinde aynı etkiyi yapabiliyordu. Bir baba üst nesillerden gelen tüm aktarımları çocukla iyi bir bağ kurup tersine çevirebilirdi. İşte bir baba bu kadar önemliydi bir erkek çocuğunun hayatında.

Belki bu satırları okurken hüzne kapıldınız biraz ama gelin başka neler yapılabilir bakmaya devam edelim. Ebeveynler tarafından çocuklara aşkım, sevgilim gibi onları karmaşa sürüklemeyecek kelimelerin kullanılmaması gerekir. Tabi ki seninle evleneceğim denmemeli çocuklar bilinçsizce ayartılmamalı çocukların ebeveynlerine duydukları aşktan dolayı ebeveynler haz duymamalı övünmemelidir. Aksine karı koca ilişkisinin ön plana çıktığı, çiftlerin çocukların yanlarında bol bol sarıldığı, temas ettikleri, ve ileride sizin de böyle partneriniz olacak mesajı verilmeli. Dudaktan öpüşmemeli, çocukları ebeveynlerini iç çamaşırları ile görmemeli, göğüs de dahil özel bölgelerine dokunmamalıdırlar. Ebeveynler de aynı şekilde çocuğun bedensel ve ruhsal sınırlarına saygı göstermeliler. Çocuk ne kadar erken yaşta kendi bakımın üstlenmeyi öğrenirse bağımlı olmaktan o kadar uzak durur. Bir çocuk hata yaptığında hatasını bilmeli ancak asla bunun için suçlanmamalı. Suçlama da bir çocuk için duygusal istismardır ve bu bazen gizli olarak bile yapılır. Anne Ancelin Schuztenberger ‘Senin için saçımı süpürge ettim’ cümlesinin bile  bir çocuk istismarı olduğunu söyler. Çocukları duygusal açıdan istismar edebiliyoruz, suçluluk hissi oluşturarak. Ben bu cümleye bir çok cümle ekleyebilirim bu topraklardan doğan. 

Annenin kıymetini bil 

Annenin hakkı ödenmez

Senin için her şeyi yaptım

İleride sen de bana bakacaksın

Senin evladın da sana yapacak 

Sizi nasıl büyüttüğümü biliyor musun sen

Sizin için bu adamı çektim

Ben olmadan hiç bir şey yapamıyorsun

Bir şeyi de bensiz yap

Seni alan iki gün sonra geri getirecek

Hele bir evlen de gör gününü

Ben senin yaşındayken üç eve yetişiyordum

Senden ne ana olur ne kadın

Beni üzersen taş olursun

Bunlar hep senin yüzünden oluyor.

Hangimiz bu iç ürperten cümlelerle büyümedik ki. Şimdi aynı cümleleri çocuklarımıza kullanmıyor muyuz. Bir gün yine bu kitabı yazmak için gittiğimde kafede 4 yaşlarında bir çocuk ve annesine denk geldim. Çocuk pasta yemek için ağlıyordu ancak annesi onu azarlıyordu. Kadının bakışlarını takip ettiğimde dışarı açılan alanda arkadaşlarının olduğunu gördüm. Anneyi bekliyorlardı. Anne ise çocuğunun bir an önce oyun alanına gitmesini istiyordu ancak çocuk tutturmuştu pasta yemek için. Ve sinirleri zorlanan anne bir anda eğilim işaret parmağını çocuğa doğrultup, hep beni kandırıyorsun, hep söz veriyorsun ama buraya geldiğimde tutmuyorsun sözünü hep kandırıyorsun beni deyince ben dona kaldım. İşte bu sözler bir çocuk için ağır bir yaraydı. Anne, kendisini bekleyen arkadaşlarının yanına bir an önce gitmek için çocuğun önüne pastayı koydurdu yanağından öptü ve sonra arkadaşlarının yanına gitti. Küçük çocuk öylece pastasını yerken bir yandan da gözlerini siliyordu. Gözüm takılmıştı ister istemez. Düşündüm, eğer bu anne hep bu suçlayıcı tarzda konuşuyor ve sona da öpüyorsa bu durum çocukta ikircikli bir tutum oluşturacaktı. Hatta belki de daha ileride kişilik bozukluğuna dönüşecekti.  Suçlamak yerine aynalamak her zaman için bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şeydir. Orada söylenmesi gereken şey çok basitti, ‘seni anlıyorum pasta yemek istiyorsun, pasta yemeyi çok seviyorsun ve sana pasta vermediğim için bana kızgın olabilirsin ancak şu an bu mümkün değil. Pasta yememen için anlaştık seninle.’  Bir çocuğun ihtiyacı olan şeylerden biriydi istikrar. Anne hayır diyorsa o hayır sonuna kadar hayır olarak kalmalıydı. Spor salonunda karşılaştığım bir anne ise 5 yaşındaki çocuğunun yalan söylemeye başladığından ve gün içinde çok kez yalan söylediğinden şikayet ediyordu. Bir süre spor yaparken anneyi izledim, hareketleri yaparken oldukça mükemmeliyetçiydi ve en ufak hatasını affetmiyor kendine kızıyordu. Doğru yapamadım, öyle yapmamalıydım, farklı kaslarımı çalıştırdım bak şimdi yanlış yaptım diye kendini kahretti egzersiz boyunca. Ben ise düşünüyordum, çocuktaki her şey biz ebeveynleri yansıtır. Bu kadar mükemmeliyetçi ve hata kabul etmeyen kendine karşı dürüst olmayan kendini olduğu gibi kabullenemeyen bir annenin çocuğunun yalan söylemesi bana çok mantıklı gelmişti. Çünkü annesine hatalarını kabul et insan hata yapabilir demek istiyordu. Çocuklarımız davranışlarıyla bizim çok derinlerde gizli mekanizmalarımızla ilgili mesajlar verir. Gelelim okul çağına, aşırı övgünün de aşırı eleştirinin de zarar verdiği bir çağ olan okul çağında bir çocuğun hayatında anne babadan sonra en önemli figür olan öğretmen girer. Ve bazen iyi bir öğretmen çocuğunun travmasını bile tamir edebilir. 

Ergenlik, anne babaların en korktuğu sanki kendileri hiç yaşamamış gibi ergen çocuklarına bir uzaylı gibi baktığı dönem. Ergenlik sağlıklı bir şizofrenidir. Bu yüzden ergenlikte çocuklara tanı konmaz. Nörobiyolojik olarak beynin en büyük değişim gösterdiği dönemdir ergenlik dönemi.  Adeta Kafka’nın dönüşümü gibi bir dönüşüm yaşar ergen. Artık çocuk da değildir ama yetişkin de değildir bu onun için tam bir araftır ve büyük bir karmaşadır. Hormonal değişimler, fiziksel görünümdeki değişimler  ergenin adeta kendinden korkmasını sağlar. Ben neyim, bana ne oluyor, erkek miyim, kadın mıyım, çocuk muyum yetişkin miyim, rüyalarıma ne oldu, bedenime ne oluyor, neden kanıyorum, neden kıllanıyorum, şimdi nereden çıktı bu gece boşalmaları diyerek bir kaos yaşar ergen. İçeride bir çatışma var, dışarıda da anne babayla başlayan bir çatışma olunca ergen ve anne baba için kabus gibi bir dönem başlar. Oysa ki ergenlik yeni fırsattır. O zamana kadar yapılmış tüm yanlışların düzeltilebileceği bir dönemdir. Yeniden bağlanma dönemi. Çocuğuyla yeterince bağ kuramamış bir anne baba için köprüden önce son çıkıştır adeta. Ergen, anlaşılırsa, kapsanırsa, sen ne olursan ol ne yaparsan yap buradayım senin yanındayım mesajını alırsa ve doğru bir cinsel eğitimden geçerse kabus değişir ve güzel bir rüyaya dönüşür. Ergenlikte anne baba çocukla çatışma yerine ona ne yaşadığını ruhsal, fiziksel ve biyolojik olarak anlatmalı. Çocuğun özdeşim kurabileceği bir rol modeli olmalı ve mutlaka spor ya da sanat faaliyetlerine yönlendirilmeli. O dönemde başlayan cinsel dürtüler ve cinsel kimlik karmaşası sporla libidinal enerjinin sağlıklı bir şekilde kanalize edilmesiyle daha sağlıklı bir şekilde atlatılmış olur. Ve elbette olmazsa olmaz cinsellik ve mahremiyet eğitimi. Bu konuda 3 yaştan itibaren eğer anne baba nasıl davranacağını bilmiyorsa bir uzamandan destek almalı. Hayatın her devresinde bir uzmandan alınan destek çok kurtarıcı olabilir. Bu da hiç unutulmamalı. 

Ebeveynin çocuğunu duygusal olarak regüle edebilmesi için önce kendi duygusal regülasyonu sağlamış olması gerekir. Ben hep söylerim bir insan anne baba olmadan önce bir terapi sürecinden geçmelidir. Kendimize yetemiyorsak çocuğa da yetemeyeceğiz. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s