Yoga, inanç ve epigenetik

‘Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık’ (İsra)

 

Yoga dna’mızda kimyasal etkilere sebep olarak sağlığımızı iyileştirir mi? Son zamanların en popüler sorusu oldu bu. Yapılan araştırmalarda yoganın epigenetik değişimi sağladığı sağlığı desteklediğini ve hastalıkları azalttığı gözlemlenmiş. Yoganın uzun süreli stresi azaltma da en etkili yöntemlerden biri olması bir yana araştırmacılar kronik ağrıları bile azalttığı söylüyor. Avustralyalı araştırmacılar tarafından yürütülen bir çalışmada 8 hafta boyunca haftada iki kez yoga derslerine katılan kadınların yoga yapmayan kadınlarla karşılaştırıldıklarında DNA’larında ölçülebilir epigenetik değişiklikler ve özel bir bağışıklık proteininde artış gözlemlendi.  Yanı sıra iltihaplı hastalıkların da yoga uygulayan kadınlarda iyileştiği  DNA metilasyonunda düşüş olduğu belirlendi.

Peki sadece yoga mı faydalı bu noktada diye sorarsanız, bana göre her egzersiz benzer şekilde fayda sağlar. Yoga ve meditasyonun daha etkili olmasının sebebi zihni susturup anda kalıp içe dönmektir olsa olsa. Anda kalmak son günlerde içi boşaltılan bir kavram olagelse de benim için oldukça önemli. 3-4 yıl önce bir gün merak edip bir meditasyon kampına katılmıştım. 2 gün boyunca derin nefes egzersizleri ile meditasyon yapmaya çalışmıştım. İlk gün sürekli uyuyakaldım ancak ikinci gün nasıl olduysa sadece o anda kaldım ve içimde açılan bir yoldan içeri girip görünürde sebesiz yere ağladım. İçeride ise kendimle temas etmekti bu ağlayışımın sebebi. Kamptan çıktıktan sonra bir müslüman olarak yoga ve meditasyona geçmişte ne kadar haksızlık ettiğimi anladım. Yıllar önce birileri bu lafları etse aman canım bizim de namazımız var derdim muhafazakar bir tavırla. Oysa o gün namazın ne olduğunu neye hizmet ettiğini meditasyon yaparak öğrenmiştim. Ben hiç namazda zihnimi susturup anda kalamamıştım. Ve o gün şu ayetin ne anlama geldiğini anlamıştım ‘İyi bilin ki, Allah’ın velilerine korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir’ Mahzun olmak üzüntü duymak geçmişten gelir, korku duymak ise gelecekle ilgili bir fiildir. Yani Allah veli bir kul olmanın şartını anda kalmaya bağlıyor. Böylelike zihin susuyor. Bu ister yoga, ister meditasyonla isterse başka bir ritüelle olsun hepsinde amaç aynıydı, anda ve bir olmak. Fakat kimse bize bunlardan bahsetmedi. Biz özellikle 80’lerin çocukları çocukken bile hep ciddi durmayı öğrendik. Fazla gülmemeyi çok eğlenmemeyi çok gülersek eğlenirsek de bolca ağlayacağımızı öğrendik. Bize namazı öğrettiler ama kimse anda olmayı ve namazın da anda olmak ve kalmak için en büyük pratik olduğunu anlatmadı. Kimse bize bedenimizde bulunan çakra bölgelerini anlatmadı, aldığımız abdestle de bunların aktif olacağını. Biz dirseğimiz kuru kalmasın, topuğumuz tamamen ıslansın diye heder ettik kendimizi. Kimse huzurda, anda ve bir olmayı öğretmedi, elini şöyle bağla, ayağını şöyle koy, iki ayak arasındaki mesafe şu olsun yoksa namazın kabul olmaz dediler. Biz hep her şeyi ezberledik, hep kaygılandık hep korktuk, bu şekilde ibadet etmeye çalıştık. Kimse bize tanıklık etmeyi gözlemci olmayı anlatmadı. Kelime-i şehadet getir dediler oysa ki şehadet kelimesinin tam anlamının gözlemci olma ve tanıklık etme olduğunu söylemediler. Kuantum mekanizmasında sonucu değiştiren tek şey bir gözlemcinin olmasıydı o halde bizim de hayatımızın seyrini değiştiren ve bizi iyileştiren şeyin ta kendisi bu tanık olma haliydi. Yaşadığımız olay her neyse onunla özdeşleşmeden, acının kendisi olmadan, drama kapılmadan bunu neden yaşıyorum diyerek hayatımız üzerinde bir gözlem yapmak, ve geride durup olan bitene tanık olarak bakmak bizi iyileştirecekti. Fakat bilemedik. 

Allah’ın birliğine şehadet etmek yerine cezalandırıcı bir baba gibi korkmak benim de yıllarca yaptığım bir hataydı. Onun dışarıda bir yerde tahtında oturup tüm hata yapanları, günah işleyenleri cehenneme yuvarlayacağını düşünür, başıma bir şey gelmesinden korktuğum için günahlardan sakınırdım. Ve O’nu memnun etmeye çalışırdım. Bu hal oldukça insanın damarlarında gizli ve kabul etmediği bir öfke geziyordu. Otoriteye karşı hissedilen korku ve öfke en çok da diz kapalarında ödemlere neden oluyordu. Geçmişte çocuklukta her hangi bir konudan ya da ebeveynlerimizden dolayı Allah’a kızmış olabiliriz. Din bize zorla öğretilmiş olabilir. Bu durum daha büyük ve derinlere itilen bir çatışmayı beraberinde getirir. Senin karşında diz çökmeyeceğim diye bağırmaya başlar beden. Annemin bir süre sonra diz kapaklarında ödem oluşmasının sebebi kendisi kabul etmese de tam da bu yüzdendi. Diz çökerek namaz kılamıyordu çünkü çok derinde bir yerde Allah’a oldukça kızgındı. Ama o bunu hiç bir zaman kabule etmedi. Zihin kabul etmediği çatışmayı çözmek için elbette yine bedeni kullanacaktı. Namaz kılarken siz de dizlerinizi bükemiyor musunuz? O halde dönüp geçmişinizde sizin için otorite figürleriyle yaşadığınız hangi derin çatışmaların olduğuna bakabilirsiniz. Bu bazen anne baba olur bazen Yaradan olur bazen de sizi kontrol etmeye çalışan size üstünlük sağlama savaşı veren bir evlat olur. Ve dizleriniz buna bir çözüm bulur. Sizi eğmemek için ödem toplar.  

Çocukluğumuzdan beri gördüğümüz inandığımız her şey kaderimizi belirliyor. Üstelik kendimize ve hayata bakışımızı, olaylar ve hayat hakkındaki yorumlarımızı anne ve babamızın inançları oluşturuyor. Yani annemin benim hakkımdaki düşüncesi ve inancı neyse ben de o olduğuma inanıyor bir süre sonra tam olarak oluyordum. Benim annem asla başkasının yaptığı işe temizliğe güvenmeyen bir kadın olarak  çocukluğumda bana iş yaptırmayarak beni ev işi konusunda oldukça körelttiğini söyleyebilirim. İş yaptığımda bile gidip ardımdan olmamış diyerek temizlerdi. Bu da bir çocuk olarak benim öz güvenimi sarsıyordu. Ve ben bir süre sonra onun çok mükemmel olduğuna benimse ne yaparsam yapayım ev konusunda bir şey beceremeyeceğime inanmama sebep oldu. Kendimi yıllarca annemin tanımları ile etiketledim. Evi çekip çevirecek güç yoktu bende bu yüzden bir türlü üstesinden gelmeyeceğim bir dağınıklığa sahip olmuştum hayatımda. Annem tüm vaktini ev işlerine veriyordu, benim gibi akademik hayatın içinde olan birisi için ise ev toparlamak tüm vaktin gitmesi demekti aynı zamanda. Bu hikaye bir çoğunuza tanıdık geldi öyle değil mi? Kendi farkettiğim her şey üzerinde bolca çalışan ve değiştiren biri olarak bir gün dağınıklığım konusunda kendim için bir şeyler vermeye karar verdim. Aldığım eğitimlerden biri olan Bach Çiçekleri terapisini kendime uygulamak için kolları sıvadım. Peki sonra ne oldu? Bir sonraki bölümde görüşelim o halde. Siz de bu arada çocuklarınızı hangi sıfatlar ve düşüncelerle etiketliyorsunuz onları düşünün. Ve bir günlüğüne o kelime ve cümlelerin hepsini bırakıp olumlularını söyleyin inanmasanız da. Bakın bakalım neler değişecek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s