Che Guevara

Son günlerde kendimi Che Gueavara gibi hissediyorum. Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım çünkü neticede ben kendi hayatımı yaşıyor ve buna kimseyi karıştırmıyorum ancak öyle sanıyorum ki beni uzun zamandır takip eden kabul eden ve seven takipçilerim için yazmalıyım. Son yazımdan sonra baya bi dağıldı zihinler. Çok güzel eleştiriler de aldım olumsuzlar da oldu. Hayat böyle bazıları sizi sever bazıları sevmez. Doğal olanı da budur. C70CFBBF-151A-4980-A3E8-89A641FEC4F3

Önemli olan olduğunuz gibi sevilmeniz. Şeklinize şemalinize işinize başarınıza yeteneklerinize bakmadan birilerinin sizi sadece siz olduğunuz var olduğunuz için sevmesi. Biliyorum dostlar bu çok zor. Çünkü yine topu ebeveynlerimize atacağım ama onlar tarafından da böyle sadece var olduğumuz için pek de sevilmedik. Hep belirli koşullar nedeni ile sevildik. Ya hep iyi çocuk olduk ya hep başarılı ya onlar gibi dindar ya hayır diyemeyen olduk ama neticede sevildik. İşte bugün hayatımızı bize göre zehir eden ne varsa hep bu sevilme işini halledemeyişimizden. Kendi üzerimde çok düşünen biri olarak hep kendimle yüzleşirim bu noktada.

Neyi için yapıyorum bunun ne kadarı sevilmek uğruna ne kadarı kendim olmak adına? Son yazımdan sonra kendimle muhasebe içine girmişken şu bazılarının takıldığı ve bir şekilde bana ulaştırdıkları kulağın boynun görünüyor eleştirilerini irdeledim. Günlerimi aldı bu irdeleme ve tam da kaynağı ararken yine karşımda buldum.

O gün bir avmde denediğim ruj dudağımda kalmıştı. Çocukları annemden almaya geldiğimde annem kendinin de farketmediği sıkıcı bir ifadeyle parmağıyla dudağımı işaret ederek bu ne hal dedi davranışsal olarak. Hani hep derim ya bizi mahveden şeylerden biri de annelerimizin bu sözsüz iletişim biçimidir ki araştırmalara göre çocuğun anksiyete düzeyini etkileyen ve hasar bırakan en nemrut davranış bu sözsüz iletişimdir. 39 yaşında biri olmama rağmen annemin öyle yapması elbette ki beni yine kendime döndürerek sosyal medyada yada toplumda kabul görme aracımın annemin yaptığı gibi başımı örtmek olduğunu farketmem çok da zamanımı almadı.

O hareketinin karşısında duyduğun kısa süreli endişe bile bende çok yerlere dokundu. Sonra oturdum bir gece ve uzun uzun kökleşmiş negatif inançlarıma baktım. Annem tarafından sevilmek babam tarafından kabul görmek için, Allah tarafından sevilmek için ve de tabi ki toplum tarafından da sevilip kabul görmek için beni müslüman görünümüne kavuşturan başörtüsünü örttüğümü kas testiyle de onayladım. 5 yıl önce de babamın 13 yaşımdayken başımı örtmeden merdivene çıktım diye nasıl dövdüğünü hatırladığımda artık örtmeyeceğim diye çıkarmıştım başörtüsünü ancak annem, eşim ve tüm sülale de dahil hazmedememiş eleştiri oklarının hedefi olmuştum. 2.5 ay dayanmam sonunda başörtünün Allah tarafından cezalandırılma düşüncesi ile değil kadınsal bir duruşla ilgili olduğunu kendimce anlayıp tekrar başımı örtmüştüm. Fakat o sıra travmalarımı çalışmadığım için tıpkı üniversitedeki gibi başımı açtığımda saçlarımı kısacık kestirmiştim.

Ve hasılı yeni bir yol ayrımı ve yüzleşme gelip kapımı çaldı. İnsan kendi olamayınca hastalanıyor ancak bu kendin olmak şekille olmuyor. Yani tüm travmaların çalışılması ve uzunca süren bir terapi sürecinden sonra oluyor. Ben de bu yolda hem terapistim hem supervizörüm olan hocamdan destek alıyorum. Her hafta görüşmeye gidiyorum. İnsanın kendisi olması içindeki kendiliği aktive etmesi inanın bana o kadar acı veren o kadar zorlayan ve çileli bir yol ki, sırf bu yüzden dervişhane kapılarında 40 gün çile çekermiş erenler. Nefislerine ne kadar ağır gelen şey varsa yaparlarmış. Bu durumu modern zaman entegre ettiğimizde dervişhane bir psikolog kapısı olabiliyor. Ama gerçekten kendini bilen ve kendini aşmış biri gerekir bu yolda başvurabilmek için. Bu nedenle Jung der ki bir terapist kendi gittiği yere kadar danışanını götürebilir. Ben hem bir terapist olarak hem de kendini gerçekleştirme yolunda ilerleyen bir insan olarak içinden geçmediğim süreci danışanımla geçemeyeceğime inandım hep. Öyle de oldu. Son zamanlarda iki danışan aldım biri din uzmanı diğeri memur. Varoluş sancıları çekiyorlar elbette ve zamanında kendilerine din örf adet diye dayatılan kuralları kendileri seçerek yaşamak istiyorlar. Ancak bunun için önce vazgeçmeleri gerekir o kurallardan. İkisinin de konusu başörtüsü. Ne kadar önemli bir mesele haline geldi ülkemizde öyle değil mi? Oysa ki çok daha büyük düsturlar varken, mesela hak, adalet, özgürlük İslamın temel mevzuları iken meselenin dış görünüşe inmesi hiç de iç açıcı değil. Fakat temel mesele kendi içimizde. Önce onu çözmek gerekiyor. Yoksa ne anksiyete ne depresyon ne panik atak ne obsesyon bitecek biz müslümanlarda. Biz müslümanlar diyorum zira müslüman teslim olan demektir, gerçekten Allah’a iman eden ve teslim olan üzüntü ve korku duymaz diyor ayette. Korku gelecekten gelir, üzüntü ise geçmişten. Ve bütün problemimiz Allah’a tam olarak güvenemeyip teslim olamayıp bu ikisi arasından kalmaktan ibaret. Allah’a teslim olmak için önce kendimizi okumak kendimizi bulmak gerek. Neyi niçin yapıyoruz neye niçin inanıyoruz inandığımızı sandığımız şeyler ne kadar bizim inancımız ve hasılı biz kimiz? O kadar çok soru var ki cevaplanacak. Ben kendim cevaplarken eyleme döküyorum elbette. Bu nedenle hayatımın ikinci büyük sorgulamasını yaparken o çok korktuğumuz sevilmeme, onaylanmama, kabul görmeme korkusunu bırakarak yeni bir kararla yeni bir yol açtım kendime. Bakalım bu süreç nasıl işleyecek. Ama şunu biliyorum ki bu süreçten ben karlı çıkacağım koşulsuz sevmeyi ve sevilmeyi öğreneceğim. Belki de takipçilerim de bundan nasibin alacak. Belki bazıları bırakıp gidecek kızacak ama bazıları maddenin ötesindeki manayı görecek ve kalacak. O kalanlar için sanırım hayatımda her türlü değişimi yaşamaya ve olduğum gibi durarak bütünün hayrına çalışmaya değer. Bir söz vardı komünistler devrimi dışarıda değil kendi içlerinde yapmaya çalışsalardı her şey bambaşka olurdu diye. Sevgili Che o devrim içimizde ve biz bu devrimi bir şekilde eninde sonunda yapıp tüm putlarımızdan arınıp yeniden iman edeceğiz.

Ne demiş Mevlana hazretleri, ‘Sebepleri öğrenme peşinde delirmenin eşiğinde çaldım Allah’ın kapısını, kapı açıldı, bir baktım ki içerden çalmaktaymışım.’

Che Guevara” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s