SENİN HAYATIN SANA BENİM HAYATIM BANA

Sevilmek… Tek derdimiz şu hayattaki…. Çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçlarımızın toplamında orataya çıkan en büyük ihtiyaç. Tüm çabamız, tüm koşturmamız, tüm aşırı telaficiliklerimiz, tüm hayır diyememelerimiz, tüm boyun eğmelerimiz, başkalarının istediği gibi bir hayat yaşamamız, eşimizin sözünden dışarı çıkamayışımız, çocuklarımıza aşırı düşkünlüğümüz, anne babamızı memnun etme çabalarımız, derslerde başarılı olmak için yaptığımız hırs, iş yerinde geç saatlerede kadar mükemmel olsun diye çalışmalarımız, sürekli insanlara yardım etmeye çalışmalarımız, gerekmediği halde başkalarının sorumluluklarını almamız, instagramda çılgınlar gibi yaptığımız paylaşımlar hepsi bir sevilmek uğruna.

Niye bu kadar eksik hissediyoruz bu duyguyu… Neden bu kadar az sevilmiş hissediyoruz ya da hiç sevilmemiş? 

Sevilmek uğruna harcağımız bir ömürden sonra elimizde kalan tek şey tükenmişlik. Hayattan tad alamıyoruz, bir hengame içinde yaşıyoruz. Lezzet yok, yorgunluk var, tad yok, öfke var, sinir var, kızgınlık var, üzüntü var, hayal kırıklıkları var, kırgınlıklar var ama bir türlü uğruna kendimizi tükettiğimiz o şey yok. Sevgisizlik diz boyu… Neden biliyor musunuz? Neden hala sevgisizlik diz boyu, çünkü hala içimizdeki incinmiş çocuğun baş etme mekanizmalarıyla hayatta kalıyoruz. İncinmiş çocuğumuzun karşılanmamış ihtiyaçlarının telafisi için yaşıyoruz.

Nedir bu ihtiyaçlar öncelikle güven, bağlanma kabul, bakım. Bir bebeğin ilk güven bölgesi anne rahmi. Orada nasıl bir süreç geçirdik. Annemiz ne yaşadı, ortamı güvenli miydi, nasıl dünyaya geldik? Herkes de artık biliyor ki planlı sezaryenler, travmatik doğumlar anne ve bebeğin birlikte güvenle başarabilecekleri ilk işi ellerinden alıyor. Bu kadar kolay bir şekilde dünyaya gelen, mücadele veremeyen çocukta elbette ki mücadele etme yeteneği ve güven duygusunda sorunlar oluşuyor. Doğumdan sonra hemen annemizle temas ettik mi? Annemizin beklediği bir bebek miydik? Cinsiyetimiz kabul gördü mü? İyi bir bakım aldık mı? Başkaları mı baktı, annemiz mi baktı? 3-5 aylıkken anneanneye devredilmiş bebeklerin yetişkin halleriyle çalıştığım çok oldu. O yetişkin bedenlerin içinde 3 aylık bir bebeğin çığlını duyabilirsiniz. Hasılı Tüm buralarda bir sorun olduysa, hayata güvenmiyor, kendimizi terkedilmiş hissediyor, duygusal yoksunluk yaşıyor, sebepsiz yere kendimizde kusur buluyor, kendimizden utanıyor hatta sosyal izolasyona kadar vardırabiliyoruz işi. 

Diğer ihtiyaçlardan bazıları kimlik hissimiz ve yeterlilik. Kimliğimize saygı duyuldu mu? Bunun ilk döllenmeden başladığını söylememe gerek yok sanırım. Neden dünyaya geldik? Bizden öncekine kardeş olalım canı sıkılmasın diye mi? Bizden önceki ölmüştü de annemizi teselli etmek için mi? Yoksa başkasına armağan edilmek için mi? Hangi ebeveyn istedi, hangisi istemedi bu döllenmeyi? Bir kaza sonucu mu döllendik? Doğumdan sonrasında o ilk 6 yıl sınırlarımız ne durumdaydı? Ağzımıza zorla kaşık mı sokuldu, annemiz sınırlarımızı laçka edip bizi yıllarca yanına mı uyuttu, bir odamız bile yok muydu, bizim yerimize hep ebeveynler mi karar aldı, en ufak şeyde beceriksiz mi ilan edildik, anne babamızın ebeveyn mi olduk erken yaşta, bize biz olduğumuz için saygı duyuldu mu? Yoksa çeşitli etiketlerle etiketlendik de bunlar temel inançlarımıza mı dönüştü? İşte burada özellikle de sınır konusunda yaşanan sorunlarda ortaya çıkan en önemli problem hastalıklar.  Öte yandan bağımlılıklar( duygusal bağımlılıklar da dahil) hayat karşısında dayanıksızlık, başarısızlık, gelişmemiş benlik ve arkadaşlarımızla bile yaptığımız içiçe geçmişlik halleri. Tabiri caizse kankilik. Arkadaşlarımıza bile sınır koyamıyoruz değil mi? İç içeyiz, kankalık uğruna sırlarımızı, sınırlarımızı çiğnetip duruyoruz. Ama seviyor ve seviliyoruz değil mi?

Oysa ki bizi kurtaracak ve yetişkin hale getirecek en öneli şey sınırdır. Bu sınırların kaybı annemizle içiçe geçmiş bir bağlanma ile başlıyor. Bu bağlanma bizi annemizin alanına takılı bırakıyor ve onun hastalıklarını, travmalarını, duygularını taşımamıza neden oluyor. Epigenetiği bile yerinden eden değiştiren tek şey sağlıklı bağlanma ve sınırdır. Bazen emailler geliyor annemin döngüsünü yaşıyorum ne yapmalıyım diye. Buna verilecek en güzel şey, sınır koy olmalıdır. Ama bu öyle kolay değildir. Sınır koyamaya başladığımızda sanki sevdiklerimize ihanet ediyormuşuz gibi suçluluk duyarız. Bu, çocuk parçamızın duyduğu bir suçluluktur ve eğer buna dayanabilirsek büyümek için bir adım daha atmış olacağız. Malesef bir çoğumuz çocuk ve ebeveyn parçalarımızla hayatı idare ettiriyoruz. Yetişkin parçamız aktif değil. Yetişkin parçanın size en güzel örneğini bir ayetle vereyim. ‘Sizin dininiz size, benim dinim bana’. Ayetleri zamana, mekana, kişiye göre sınırlandırırsak ayetlerin bize iletmek istediği hiç bir mesajı alamayız. Din bir yaşam demektir aynı zamanda. Yani hayat. İşte bu çok önemli bir şeydir. Anne ve babamızın hayatını yaşamak dışında bir seçeneğimiz var, sevdiklerimizi kırmamak için hayır diyememelerimizi ve sürekli hasta olmamızı bitirecek bir şey var, o da tam da bu cümle ‘ senin hayatın sana, benim hayatım bana’. Anne Ancelin Schützenberger der ki sınır çizip yetişkin olmak tüm hastalıkları iyileştirir. Hz Peygamber sadece müşriklere sınır çizmemiştir bize hayatımızda sınır çizmeyi öğretmiştir. Anne babalarımızı memnun etmek, onların istedikleri gibi bir hayat sürmek, kimseyi kırmamak için boyun eğmek, kardeşlerimize, eşimize, arkadaşlarımıza sürekli fedakarlık yapmak, sürekli kendimizden vermek… Bunların hepsi sınır problemimizden kaynaklanıyor. Sevilmek uğruna çiğnettiğimiz sınırlar. Elbette ki bunu çocuklukta öğreniyoruz, o zamanlar sınırlarımız yoksa o şekilde büyüyoruz. Ama artık bunu devam ettirmek zorunda değiliz. O çocuk parçamız suçluluk duysa da tüm akışı durdurup, kırmızı ışıkları yakıp yolun ortasında oturmak zorundayız. 

Bazen emailler geliyor eşimden izin alabilirsem gelirim, ya da eşim izin vermiyor ne yapmalıyım. Eşi de ebeveynleştirince bu durum ortaya çıkıyor. Altına da bir sürü İslami kanıt diziyoruz. Eşten izin alınmalı yoksa cehennemlik oluruz. Oysa ki biraz daha geniş bakarsanız, Allah ile olan ilişkimizde de izin değil rıza esastır. Bir kişi benim gelişimime iyileşmeme izin vermiyorsa ve ben buna uyuyorsam ben birey değil 3 yaşındaki bir çocuğumdur hala. Eşimizin rızasını ile izni arasında fark vardır. Rıza yasaklamayı getirmez. Ben razı değilim ama senin seçimin, senin için iyi olacağını düşünüyorsan yapabilirsin demektir rıza. Rıza yasaklamalar dizisi değildir, desteklemek ya da destelememektir. Eşimizi, annemizi, babamızı Allah ile aramızdan çıkartmadığımız müddete öz kendiliğimizle de aramızda duracak ve bizi mutsuz tutmaya devam edecektir bu hal. Ben neyim, kimim, benim için ne iyi? Bunlara verilecek bir cevabım yoksa ben zaten hiç yaşamışım demektir. 

Bu dünya sadece günahlardan kaçınmak sevap işlemek için geldiğimiz bir dünya değildir. Kendimiz olmak için verilen fırsatı sonuna kadar kullanacağımız ve bunun için mücadele vereceğimiz ve sonunda kemale ereceğimiz bir arenadır. Biz işin bu kısmını unutuyor günah işlememek için çırpınıyor sonunda cennete gideceğimize inanıyor ancak anksiyete dolu bir hayat sürüyoruz. Hani Allah’a iman edenin anksiyetesi depresyonu olmazdı, hani Allah’a iman eden hasta olmazdı. Allah tektir birdir demek iman etmeye yetiyor mu? Özümüze yaptığımız, kendimize ettiğimiz her şeyin hesabı sorulacak dostlar, en önemli hesap da bu. Kendimize yaptığımız zulum varsa başkasına yaptığımız o sevilmek o cennete gitmek uğruna yaptığımız iyilikler bizi kurtarır mı bilmem. İntihar eden tüm insanlığı öldürmüş gibidir hepimiz biliyoruz. O halde neden kendimizi öldürüyoruz. Her şey somut manasıyla verilmez kitapta, çoğu hatta tamamı semboliktir. Sembolik intihardır işte bu kendimiz olmaktan vazgeçip başka hayatları yaşamak. Başka birini yaşamak, bir intihardır. Kendinden vazgeçiştir. Biliyorum bu son kısım ağır geldi ama biraz sarsılmak iyidir. Şimdi bir bak geriye kaç kez intihar ettin? 

Karşılanmamış ihtiyaç listemiz ve sonuçları bitmedi ama bir sonraki yazıda devam etmeyi umuyorum. 

Sevgili anne baba, bana verdiğiniz için hayat için teşekkür ederim. Erken yaşlarda sizlerin ebeveyni olmak zorunda kaldım. Sizin bana vereceği bakımı sevgiyi ben sevilmek uğruna size ve başkalarına verdim. Sizin sınırlarınız içinde yaşadım durdum. Bazen sizden kaçtım, uzaklaştım kurtuldum sandım ama bu sefer de sizin alanınıza takıldım kaldım. Ya sizin botunuzda bir hayat sürdüm, ya da başkalarının botlarında alabora oldum. Ama artık büyümek istiyorum, sizin hayatınız size, benim hayatım bana. Hatasıyla sevabıyla kendi yetişkin parçamla yaptığım seçimlerle yaşamak istiyorum hayatımı. Kendi botumda ilerlemek istiyorum….. Sizin hayatınız size, benim hayatım bana… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s