İYİLEŞMEK

Biliyorum her şeyi bir bilim çerçevesin içine oturtmalıyız. Bir şey ortaya atıyorsunuz ve bunu bilimsel olarak kanıtlayamazsanız gerçekliği kabul edilmiyor. Fakat ya bilim denen şey daha geriden geliyorsa. O zaman yaptığımız şeyin bilimsel olarak kanıtlanması için kaç ömür beklememiz gerekecek?

Bunları neden yazıyorum. Herkes de az çok biliyor ki benim terapide kullandığım teknikler bilimsel olarak kanıtlanmış kabul edilmiş teknikler değil. Bilimsel olarak derken şunu kasdediyorum. Bir ilaç var bu bilimsel olarak falanca hastalığı iyileştiriyor deneylenmiş kanıtlanmış. Ama ilaç dışında uyguladığınız başka bir yöntem var bilimsel olarak henüz kanıtlanamadığı için deli saçması olarak kabul edilebiliyor.

Dr Hamer, Yeni Alman Tıbbı’nın babası, kendisi kanser olduktan sonra bu kanserin ardındaki hikayeyi keşfetmesi ve kendisi iyileştirmesiyle birlikte 25 yıl kanser hastalarıyla yaşam hikayeleri üzerinden çalıştı ve onların ilacın yanı sıra terapi ile tedavi etti. Dr Claude Sabbah da aynı sancıyı çeken işin sadece bedenle bitmediğini psişenin işin içine katılması gerektiğini düşündü ve yolu Hamer gibi bir üstadın çalışmaları ile kesişti. Sabbah gerek tıp gerek psikoloji alanından uzmanlarla birlikte bir araya gelerek Total Biyoloji adlı bir sistemi oluşturdu. Hamer hastalıkların öyküsünün hastalık başlamadan 1 ya da 1.5 yıl öncesine kadar dayandığını söylüyordu. Sabbah ise sadece o zaman dilimi değil, o dönemden geriye giderek çocukluk, bebeklik, anne rahmi süreci, bu süreçten önceki 9 ay, anne babanın kendi yaşantısı ve tabi içine doğduğumuz aile sisteminin kökleri ve yaşantısının da hastalıklarımız üzerinde etkisi olduğunu söyledi. Tam 35 yıl oluşturduğu sistemle hasta tedavi etti. Daha sonra bazı öğrenciler yetiştirdi. Bazıları benim de ilk eğitimimi aldığım hoca gibi binlerce dolara Sabbah’ın bilgilerini eğitim adı altında sundu. Bazıları ise Sabbah bu bilgilerin eğitimini vermemizi istemedi çünkü bu bilgilerle çalışmak için bir çok konuda yetkin olmak gerekir ve o bilgiyi içselleştirmek yaşamak bilginin kendisi olmak gerekir dediler.

Ben ilk fiziksel hastalıklarla çalışma kararı aldığımda ne Hamer ne Sabbah’dan haberim yoktu. Ancak şunu çok iyi biliyordum, hastalık sadece biyolojik sebeplerle açıklanamazdı. Sadece tek bir sebebe dayandırmak insanı parçalara ayırmak bölmek ve duygudan bağımsız bir makine olarak değerlendirmekti. İnanıyordum ki yaşantımız duygularımız her bir hücremizi etkileyen şeylerdi. Buna fenotip deniyor ama bilenler bilir daha yakın bir zamana kadar sadece genotip ele alınıyordu hastalıklarda. Şimdi yapılan çalışmaların derinliği gösteriyor ki aslında genetiği de etkileyen şey çevre.

Ben yaptığım işi o kadar çok içselleştirdim ki zamanla denildiği gibi bazen o işin o bilginin zaten kendisi olduğumu hissediyorum ve danışanı iyileştiren şeye bunun da etki ettiğini düşünüyorum. Ancak çocuklarla birebir çalışmıyorum. Çünkü biliyorum ki çocukta olan her şeyin kaynağı anne babanın kendi öyküsünde saklı. Şu an epigenetik alanına yazılan makaleler bunu doğruluyor. Ancak tam olarak anne şunu yaşarsa çocukta bu olur diye bir kanıtlama yapmak mümkün değil. Her şey birbirinin içinde ve her şeyin olması mümkün. Her şey bu kadar mümkünken ben üniversitede insanlara, bakın çocuktaki hastalığın dayandığı yaşam öyküsünü bulup çocuğa uykuda anlatınca çocuk iyileşiyor dediğimde deli saçması olarak karşılayanlar yok değil. Soru şu, bilimsel olarak kanıtlandı mı?

Bu bilimsel olarak kanıtlama zorlantımız bir çok dehayı yaşarken öldürdü. Yaşarken keşiflerine inanılmayan insanların şimdi aa evet haklıymış bak bilimsel olarak kanıtlayabildik denmesi benim için üzücü. Einstein teorilerini ilk ortaya attığında çok az kişi vardı etrafında ona inanan. Ama şimdi tüm dünya onun fikirleri önünde eğiliyor kabul ediyor kanıtlanıyor.

Epigenetik dediğimde aman canım çok abartıyorsun sadece bir DNA metilasyonu cevaplarıyla karşılaşıyorum. Şu an yabancı kaynaklı literatürü araştıyorum. Binlerce makale var. Ve hiç birinde bu iş sadece DNA metilasyonu ile oluyor açıklaması yok. DNA metilasyonu gözlemlenmesi daha kolay bir şey olduğu için revaçta. Oysa ki başka epigenetik mekanizmalar da mevcut. Epigenetik mekanizmaların DNA metilasyonuna göre daha dinamik olan histon modifikasyonları ve kromatinin yapısal değişiklikleri ile kontrol edildiği düşünülmekte.

Yaşadığımız sürece, her ne olay oluyorsa her duygu durumunun içine giriyorsak bu sürekli olarak gen ifademizi değiştiriyor. Dolayısıyla anne karnındaki bebek bile döllendiği ilk andaki değişmez kodlara sahip olmuyor. Hamilelik süresince anne çok çeşitli şeylere maruz kalıyor. Bir kere geçmişinden getirdiği bir hikayesi var. Annesine kızgın, babasına öfkeli ya da tacize uğramış, büyük travmalar yaşamış, şoklara maruz kalmış. Bu bile rahimdeki bebeğin hem biyolojisini hem psikolojisini etkiliyor. Zaten Sabbah her şey biyolojik olarak açıklanabilir diyor. Psikoloji de aslında biyolojiktir ve yaşadığımız her şey sadece zihnimize değil derideki hücrelerimize bile kaydedilir diyor.

Erken çocukluk dönemlerinde fiziksel ve cinsel tacize uğrayan kişilerde glikokortikoid reseptörlerinde artışa yol açtığı görülmüş. Bu etkinin DNA metilasyonu, histon modififikasyonu, kromatin yeniden modellenmesi gibi epigenetik mekanizmalar üzerinden gerçekleştiği düşünülüyor . Hal böyleyken nesilden nesile aktarılan bu bilgi sonraki nesildeki çocukta her hangi bir hastalığa ya da ruhsal bir rahatsızlığa sebep olmaması düşünülemez. Bir gece terörü çalışmıştım. Anne 3 yıldır çocuğa aldırmadığı tedavi terapi bırakmamıştı. Elbette ki önce hamilelik ve döllenme dönemlerinde aranır öykü sonra da annenin kendi erken çocukluğunda çocuğun sembolik olarak tekrarladığı bu duruma sebep olan ne var diye araştırılır. Elbette ki annenin erken çocukluk döneminde hatırlamak istemediği, oğluyla hemen hemen aynı yaşlara denk gelen bir travmatik deneyimi mevcuttu. Bulduğumuz hikayeleri birleştirerek, anne çocuğa uykusunda anlattığında gece terörü bitmişti. Böyle bir çok vaka var umuyorum ki yazıyor olduğum kitapta hepsini bulacaksınız.

Peki annenin öyküsü çocuğa nasıl bu şekilde aktarılıyor ve çocuğun gece terörü yaşamasına nasıl sebep oluyor. Açıklama basit. Epigenetik hafıza 3’e ayrılılıyor. Hücresel hafıza, gelişim esnasında çeşitli uyaranlar sonucunda oluşan farklılaşma ile ilişkili gen ifade değişikliklerinin mitoz yolu ile aktarılması. Transkripsiyonel hafıza, canlının önceden maruz kaldığı çevresel uyaranlara cevaben meydana gelen ve mitoz boyunca aktarılan değişikliklere deniyor.  Jenerasyonlar arası hafıza canlının önceki jenerasyonların deneyimleri sonucunda fizyolojisinde ve gen ifadesinde meydana gelen değişikliklerin mayoz yolu ile kalıtılmasına deniyor.  Yani çevresel faktörlerin etkisiyle oluşan epigenetik işaretlerin jenerasyonlar boyunca aktarılması, epigenetik hafıza mekanizmaları aracılığıyla gerçekleştiriliyor.

Ancak her şey bununla bitmiyor. Her şey derken, değişim devam ediyor. Epigenetik mekanizmayla aktarılan bilgiyi terapiyle değiştirmek mümkün gözüyor ki bu yüzden terapiden sonra insanlar iyileşiyor ve hastalık ortadan kalkıyor. Biz yaşama devam ettikçe bedenimizde değişimler devam edecek. Bilgiler yeniden yeniden yazılacak ve aktarılacak. Aktarıldıktan sonra da çevre koşulları neyse ona göre şekil almaya devam edecek. Burada önemli olan husus şu; farketmek ve bilince çıkmak. Geçmişi unutmak kapatmak halı altı etmek bir işe yaramıyor. Bizim ebeveyn olarak kapattığımız, unuttuğumuzu sandığımız her şeyin çocukta bir semptom olarak ortaya çıkması mümkün.

Bir çok email geliyor çocuğumda bu var sebebi nedir diye. Ben de anneyle hikayelerini çalışmadan çok nadir nokta atışı yapabiliyorum çocuk konusunda. Bazen sebebi şu öyküdür denilen durum annede olmayabiliyor. Bu yüzden hastalığı iyi okumak, neye karşılık geldiğini anlamak ve de kareli köşeli değil de sembolik düşünmek çok önemli. Ve tabi ki en önemlisi bütünü anlamak. Psikolojik ve fizyolojik her hastalıkta sisteme bakmak gerekiyor zira sadece hasta olan bireye bakmak meseleyi çözmüyor. O kişinin içine doğduğu sisteme bakmak bütüncül bir bakış açısı ile yeniden yorumlamak bir çok kilit noktayı çözüyor.

Bugünlük benden bu kadar. İlaçtan terapiden de öte iyileştirecek olan bir şey var, SEVGİ.Sevgi şifadır iyileştirir. Önce kendini, kendi özünü sevmekle başlamak gerek…

Sevgi ile…

İYİLEŞMEK” için bir yanıt

  • 35 yaşındayım. 1 sene önce meme kanseriyle imtihan oldum. Çok zordu 2 küçük yavrumla tedaviyi tamamladım çok şükür bitti. Bana çok şey öğretti. Götürdükleri de var elbet öğrettiği daha çok şey var kendimi buldum. Onun için şer gördüğünüzde hayır, hayır gördüğünüzde şer vardır demiş rabbim paylaşmak istedim Allaha emanet.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s