EVLİLİK OYUNU

Evlilik; iki kişinin bir araya gelip bir deftere imza atmasıyla oluşan kurum. Kabaca böyle ancak gelin görünki esas mesele ayrıntıda gizli. Ne oluyor da büyük aşklarla hayalini kurarak içine girdiğimiz bir kurum daha ilk günden cehenneme dönüşebiliyor. Evlenmeden önce sahip olduğumuz tüm uyum evlendikten sonra neden uçup gidiyor? Çoğu çiftten bunu duyuyorum; ‘Evlendikten sonra çok değişti’. Aslında kimsenin değiştiği yok. Nasıl mı? Evlenmeden önce hepimiz hala anne babamızın çocukları olarak yaşamlarımızı sürdürürken evlendikten sonra birinin eşi olma rolüne giriyoruz. Bu eş rolü, şimdiye kadar çocukluğumuzdan itibaren gözümüzün önünde oynanan evlilik oyunundan miraslarla dolu. Hangi evlilik oyunu mu? Tabi ki anne babamızın evlilik oyunu. Onlar da kendi anne babalarından miras alıyorlar ilişki kurma biçimini, ve nesilden nesile devroluyor.
Evlilik bir doğum gibidir, dolayısıyla bu dünyadaki ikinci doğumumuz evlilikle oluyor. İlk doğumumuzu kendi anne babamızın evinde gerçekleştirdik. O zamanlar nasıl bir dünyaya doğduk? Anne babamızla nasıl ilişki kurduk? Güvenebildik mi? Sığınabildik mi? Bu kelimeye dikkat edelim, sığınmak. Anne babamız bizim için sığınacağımız yeterli bir güvenlik üssü olmamışsa evlendiğimizde bu sığınmayı eşimizle gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla bazı çiftler ‘ne onsuz ne de onla oluyor’ döngüsüne giriyorlar. Bu bir sığınma biçimidir. İlk anneye sığınıyoruz, anne bizi bırakacak diye ödümüz kopuyor çünkü güvenli bir bağlanma gerçekleştirmemişiz. Sonra babaya bağlanma gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Babayla da bağlanmamız sağlıklı olmamışsa, anne ve babamızın karşılayamadığı tüm duygusal ihtiyaçlarımızı eşimizin karşılamasını bekliyoruz. Anne baba ile ilişki örüntüsünün kopyasını alıp ilişkimize yapıştırıyoruz. Yani eşimizle kurduğumuz ilişki bir kadın erkek ilişkisi, bir yetişkin ilişkisi olmaktan öte bir ebeveyn çocuk ilişkisine dönüşüyor. Biz kadınlar eşimiz hem babamız olsun hem annemiz olsun hem kardeşimiz olsun hem arkadaşımız olsun hem romantik davransın hem ev işlerinde yardımcı olsun hem çocuklara baksın diye bekliyoruz, erkekler de annelerinden gördükleri şekilde ya annelik yapmamızı bekliyorlar ya da anneleriyle ilişkileri bozuksa yakınlık kuramamışlarsa eşleriyle ilişkilerinde problemler yaşıyorlar. Hasılı karşılıklı talepler bitmiyor.
Oysaki evlilikte talep değil istek önemlidir. Talepler çatışma oluşturur. Eş olarak karşı karşıya değil yan yana pozisyon alıp bir düşmanla savaşıyor gibi değil, cezalandırmadan, suçlamadan ben diliyle isteklerimizi belirtmemiz gerekiyor. İletişim dilimizi yeniden şekillendirmede fayda var bu noktada. Eşler birbirine karşı sen bunu yapmıyorsun, sen beni önemsemiyorsun, sen bana değer vermiyorsun yerine bana değer vermeni, beni sevmeni, beni önemsemeni istiyorum dese aslında ilişki bambaşka bir boyuta taşınacak. Sen böyle yapınca ben kendimi yalnız hissediyorum diyebilmeli bir yetişkin. Burada suçlama yok burada duyguyu ifade etmek var. Ancak bizler çocukluğumuzdan beri duygularımızı bastırdığımız için evlilikte duygularımızı ifade etmeyi değil tepki vermeyi beceriyoruz. Tepki vermek de öfkeli davranışlara neden oluyor. Bu öfke aslında birbirimize karşı değil, birbirimizde gördüğümüz kişilere karşı gelişen bir duygudur. Erkek kadında, kadın da erkek de kendi ebeveyninin ya da kendi içinde bastırdığı kabul edemediği yönlerinin yansımasını görür. Aslında evlilikte tüm kavgayı kendimizle yaparız. Çocukluk çağımızda yaşadığımız bizi etkileyen her tecrübeyi travmayı evlilik hayatımızda tekrarlarız. Hayatımızda ilk karşılaştığımız özneler olan anne, baba, kardeş figürlerini yaşantımızın her alanında karşılaştığımız nesnelerle özdeşleştiririz. Evlilikte bizler birbirimizi özne pozisyonundan çıkarıp kendi ebeveynlerimizin rollerine yerleştirdiğimiz için sorun yaşıyoruz.

Çocukken anlaşılmamışsak, sevilmemişsek, değer görmemişsek, dinlenmemişsek, şiddete şahit olmuşsak evliliğimizde de bu durumların kombinasyolarını oluştururuz. Bu yüzden eğer evliliğinizde bir sorun varsa, bakmanız gereken yer eşiniz ve eşinizin hayatı ailesi değil kendi çocukluk yaşantınızdır. Önce o çocukluğu iyileştirmek gerek. Sonra zaten ilişkiniz rayına girer. Sağlıklı bir evlilik, bireyin kendiyle ve karşısındakiyle kurduğu sağlıklı iletişimden ve ilişkiden doğar. Eğer kendimizi değerli hissetmiyor, kendimizi sevmiyor, kendimizi önemsemiyor, beğenmiyorsak bu duygular birer frekans gibi yayın yaparak bu hiseleri bize tekrar tekrar yaşatması için eşimizi çeker. Yani aslında bize değersiz davranıyorsa eşimiz bu ondan değil bizim duygularımızın yaydığı frekanstan kaynaklıdır. Bu yüzden ilişki problemi yaşayan bir kişi bir terapi sürecine girdiğinde sadece kendisi değiştirerek dönüşerek tüm dünyasının hayatının değişmesine vesile olur. Bir şeylerin değişmesi için önce kendimizin değişmesi gerekiyor. Kimse karşısındakinin değişmesini beklememeli değişim içeriden başlar. Jung’un sözüyle yazımı bitirmek istiyorum ‘ Dışarıya bakan düş kurar, içe bakan uyanış yaşar’.E

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s